Şiir Duvarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir Duvarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2008 Pazar

^^Yalnızlık Paylaşılmaz^^

Şiir duvarına bu kez Özdemir Asaf'ın dizelerini yazacağım. İlk okumaya başladığüımda ümitsizliğe kapılmıştım. Birçok şiirini tekrar tekrar okumak zorunda kalmıştım. Çünkü okuduğum şaiirlerden çok farklı bir dili vardı. İtiraf ediyorumki bir çoğunu anlayamamıştım bile. Ama çeken bir yanı vardı şiirlerin. Anlamadıkça daha mı içine çekiyordu bilmiyorum. Anlatacağı duyguyu az kelimye sığdırıyordu buydu belki yabancı gelen. Sonra okudukça alıştım alıştıkça okudum. Şimdi kafam karıştığında özellikle yalınızlaştığımda kitaplığımdan alacaklarım arasında ilk sırada.
Hakkında daha fazla bilgi için önce biyografisini ve sonra da benim en çok sevdiğim şiirlerini ekledim. Ve en sevdiğim şiiri, sevdiğim adamn sesinden dinlemenin keyfinide sizlerle paylaşmadan olmaz..

***kaynak antoloji.com ve lavinya.net





Asıl adı Halit Özdemir Arun'dur. İlk ve ortaöğreniminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi'nde yaptı. 1942 yılında Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'nde, önce Hukuk Fakültesi'ne, sonra İktisat Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü'ne devam ettiyse de 1947'de yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. Bir süre sigorta prodüktörlüğü yaptı. 'Zaman' ve 'Tanin' gazetelerinde çevirmen olarak çalıştı.


İlk yazısı 1939'da 'Servetifünun-Uyanış' dergisinde çıktı. 1951'de Sanat Basımevi'ni kurarak matbaacılık yaşamına girdi. Kendi şiir kitaplarını bastı. 1955'te Yuvarlak Masa Yayınları'nı kurdu.


İkilikler ve dörtlüklerden oluşan ilk şiirlerinde yoğun bir söyleyiş özelliği göze çarpar. İnsan toplum ilişkilerine yönelik temaları konu edinerek düşündürücü bir şiir evreni kurmuştur. Duygu ve düşünce yoğunluğuyla birlikte, alay ve taşlama şiirine egemen olan öğelerdir. İnsan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel yanlarını sen ben ikileminde vermiştir. Çok kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son dönem şiirlerinde giderek yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine bırakmıştır.


Şiirin bir görüşü yansıtması, bir iletisinin olması düşüncesinden yola çıkmıştır. Yuvarlağın Köşeleri kitabında şiirin ve yazarın işlevi konusundaki görüşlerini dile getirmiştir. Batı şiiri ve geleneksel Türk şiirinden yararlanarak verdiği bileşim sanatını zenginleştirip geliştirmiştir.


Yaptları

Dünya Kaçtı Gözüme (1955)
Sen Sen Sen (1956)
Bir Kapı Önünde (1957)
Yuvarlağın Köşeleri (1961)
Yumuşaklıklar Değil (1962)
Nasılsın (1970)
Çiçekleri Yemeyin (1975)
Yalnızlık Paylaşılmaz (1978)
Bir Kapı Önünde (1982, toplu şiirleri 1, ölümünden sonra)
Yalnızlık Paylaşılmaz (1982, toplu şiirleri 2, ölümünden sonra)
Benden Sonra Mutluluk (1983, yayınlanmamış şiirleri, ölümünden sonra)

DENEME-ÖYKÜ:
Yuvarlağın Köşeleri 1 (Etika) (1961)
Yuvarlağın Köşeleri 2 (Etika) (1986)
Dün Yağmur Yağacak (Öykü) (1987)
Özdemir Asafça (Deneme) (1988)


Aşk AŞK

Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.

BEN DEĞİLDİM

Bir aksam-üstü pencerenden bakıyordun
Ağır ağır, yollara inen karanlığa.
Bana benzeyen biri geçti evinin önünden.
Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya..
O geçen ben değildim.

Bir gece, yatağında uyuyordun..
Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya.
Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan,
Ve karanlıklar içindeydi odan...
Seni gören ben değildim.

Ben çok uzaktaydım o zaman,
Gözlerin kavuştu ağlamaya, sebebsiz ağlamaya.
Artık beni düşünmeye başladığından
Bıraktın kendini aşk içinde yaşamaya..
Bunu bilen ben değildim.


Bir kitap okuyordun dalgın..
İçinde insanlar seviyor, ya da ölüyorlardı.
Genç bir adamı öldürdüler romanda.
Korktun, bütün yininle ağlamaya başladın..
O ölen ben değildim..


Çizgi ÇİZGİ

Kendimi sileceksem, bilirim sende varım.
Senin ben yarısıyla seni ben tamamlarım.
Seni sende bütünler, sana sende inanır,
Seni sende silerim, seni bende yazarım.

ÇİZİK

Geleceğim, bekle dedi, gitti..
Ben beklemedim, o da gelmedi.
Ölüm gibi bir şey oldu..
Ama kimse ölmedi.





ÖZLEM

Bir gece,
Gecede bir uyku..
Uykunun içinde ben..
Uyuyorum,
Uykudayım,
Yanımda sen.

Uykumun içinde bir rüya,
Rüyamda bir gece,
Gecede ben..
Bir yere gidiyorum,
Delice..
Aklımda sen.

Ben seni seviyorum,
Gizlice..
El-pençe duruyorum,
Yüzüne bakıyorum,
Söylemeden,
Tek hece.

Seni yitiriyorum
Çok karanlık bir anda..
Birden uyanıyorum,
Bakıyorum aydınlık;
Uyuyorsun yanımda.
Güzelce..


Seni Saklayacağım

Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.

Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.

Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.

Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.

Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.

Bir gün, tam anlatmaya..
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım..
Anlayacaksın.

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan..
Dışından anlaşılmaz.

Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.

Bir düşün'de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Özdemir Asaf


Lavinia

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.



13 Ocak 2008 Pazar

"Hayatı Tersten Yaşamak/Can Yücel"

İstanbul'da doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Klasik Filoloji bölümünde okudu, öğrenimine Cambridge Üniversitesi'nde devam etti.

Yazma'dan başlayarak tüm şiirleri tarandığında Can Yücel'in şiirinin ironiden başka odakları olduğu görülecektir. Örneğin, yoğun bir duygusallık ve sevgi arayışı; ustalıkla doruğuna ulaşmış bir dil işçiliği, entellektüel düzeye varmış bir biçim arayışı; yanlışa, haksıza karşı, yerleşik düzenden öç alırcasına öfkeli ve bir o kadar da acılı bir direniş...

En yakası açılmadık küfürlerden en acılı ağıtlara; en afili sokak ağızlarından en yoğun sevda ve sevgi şiirlerine; cin gibi zeka pırıltılarından en yalın, en sade söyleyişlere kadar her şeye yer verdiği şiiri, bir 'göreve adanmışlık' şiiridir onun.



ESERLERİ

Şiir kitapları: Yazma (1950) , Sevgi Duvarı (1973) , Bir Siyasinin Şiirleri (1974) , Canfeda (1986) , Çok Bi Çocuk (1988) ,
Kısa Devre (1988) , Kuzgunun Yavrusu (1990)

(Antoloji.com’dan)



İlk onunla tanışasınız diye ilk başa resmini ve hayatını ekledim güzel insan, büyük üstad Can Yücel'in. Biliyorsunuz şiir duvarına konuk olan üstadlar üzerine laf etmiyorum çünkü haddim değil. Sadece kendi düşüncem deki hallerini yazıyorum. Can Yücel de severek okuduğum büyük üstad olarak hitap ettiğim şaiirlerden biri. Ve biyografisinin sonunda o kadar güzel tarif etmişler ki konuşmaya lüzum yok.

Şiir sevdiğimi bilen arkadaşım bana aşağıdaki şiiri göndermiş. Okuduğumdan beri üzerinde düşünüyorum. O kadar güzel anlatmş ki hayatı tersten yaşıyorsunuz okurken. Nasıl bir anlatımdır nasıl bir kurgudur şaşırıp kalıyorsunuz okurken. Şahsen ben çok şaşırdım valla ve kesinlikle sondan başlamak daha bir harika olurdu demeden edemeyeceğim. Sizce?

Ve tabii sevgi duvarı. Hem okumaktan hem de dinlemekten keyif alırım. Bu sebeple Can Yücel demişken Sevgi Duvarı demeden edememedim. Keyifli okumalar...

Hayatı Tersten Yaşamak

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir..
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak daha güzel,
Hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mi ?
Cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta
sandık içersinde, Herkes karsınızda
saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor
ve tüm haklar helal edilmiş
vaziyette.tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı,
Olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir
İtibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi
Hazır.arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size
maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı
alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev....
Altmışlı yaslara kadar hersek garanti, huzur
içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor,
kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün
çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün
size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın
kol saati veriyor patronunuz.. Ve genel müdürlük
veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir
insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karsınızda
el pençe divan...vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler
de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
Diğer hormonal aktiviteler artıyor,
fevkalade.....aman ne güzel günler başlıyor...
Derken bir gün patron size artık üniversiteye
gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada babanız ortaya
çıkmış, "fazla çalıştın" diyor "artık eve dön, isi
bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun..." keyfe
bakar misiniz ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden,
su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler,
kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve babanız sizi
götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok
artık....
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur,
keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" Diyorlar..
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı
bile Temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor
ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme
kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde
hazır. Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama
giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya
dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor,
sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir
ortamda yasıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir
hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş bir
Olayla hayatiniz bitiyor... ; )


SEVGİ DUVARI

sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

Can Yücel




9 Kasım 2007 Cuma

"Atilla ilhan"

Herşey 2002'nin doğumgününde bana hediye gelen kitapla başladı. Janjanlı kağıt içinde Atilla İlhan -Ben Sana Mecburum kitabını hediye etti çok sevdiğim arkadaşım. O kitapla başladım Atilla İlhan şiirlerine. Ama zamanla şiir dışındaki kitaplarınıda severek okudum. Şimdi O'nu anıyoruz burada,kendi kaleminden dökülen mısralarla. Aşağıda hayatını ve şiirlerini bulacaksınız.Daha fazlası için burdan faydalanabilirsiniz.


Hayatı

1925 yılında İzmir’in Menemen ilçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı, gazete ve dergilerde çalıştı. Askerliğinden önce ve sonra olmak üzere, üç kez gittiği Paris’te altı yıl kaldı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığından Ankara’da Bilgi Yayınevi Danışmanlığına geldi (1973-1980). Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığını sürdürdü (1968- ) (Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz, Güneş, Meydan) 1950’li yıllarda Vatan Gazetesi’nde sinema eleştirileri yazdı, senaryo yazarlığına başladı. Senaryolarında Ali Kaptanoğlu adını kullandı. Belli başlı filmleri: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon). Atilla İlhan Ekim 2005'te son yolculuğuna uğurlandı.


KİMİ SEVSEM SENSİN

her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet

sarışın başladığım esmer bitiyor

anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli

dudakları keskin kırmızı jilet

bir belaya çattık / nasıl bitirmeli

gitar kımıldadı mı zaman deliniyor

kimi sevsem sensin / hayret

kapıların kapalı girilemiyor

kimi sevsem sensin / senden ibaret

hepsini senin adınla çağırıyorum

arkamdan şımarık gülüşüyorlar

getirdikleri yağmur / sende unuttuğum

hani o sımsıcak iri çekirdekli

senin gibi vahşi öpüşüyorlar

kimi sevsem sensin / hayret

in misin cin misin anlamıyorum


Ve Can Dündar o kadar güzel , o kadar hüzünlü anlatmşki O'nun son yolculuğunda hissettiklerini eklemeden edemedim.

Can Dündar

Ayrılık da sevdaya dahil

Dilek aradı sabah, arabadaydım.
Titrek sesinde "Nasıl olur" isyanıyla "Attilâ İlhan ölmüş" dedi.
Onun has şairiydi.
Tenhalaştıkça meydanlar, dostlar seyreldikçe, Bilgi'den eski kitapları çıkarır, vaktiyle "müjganla ağlaşılmış" sayfalardan sisli, duvarlı mısralar seçer, karanlığı dağıtırdı:
"Biz yalnızlıktan doğduk o dağdağalı sudan/
Biz, yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet/
Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku/
Sanki bir tespih koptu tane tane savrulduk".

* * *

Aradığında, Attilâ İlhan'ı ilk kez gördüğüm Set Kafeterya önlerindeydim.
Şair'in yıllar sonra bana hatırlattığı deyişle "gencecik bir gazeteci"ydim; şapkasız devrinin edebiyat matinelerini kaçırdığına hayıflanan, hayatın içinde şiirin yitip gidişine yanan...
O gün evine gitmiş, resmini çekmiştim.
"Dersaadet'te Sabah Ezanları"nın arka kapağında durur hâlâ o resim:
Şair, bir salon aynasının içindedir; ayna, Şair'in arkasında...
"Korkacak bir şey yok, hesap tamam" olunca "kendimi hazırladım", duygudaşlarımı aradım.
Çok uzak "sokaklarda mızıka çalan" bir mülteci, "Hoş geldin" diye ona şapka çıkardı:
"Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı/
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı/
Hoyrattı gülüşleri, aydınlığı çalkalardı/
Gittiler, akşam olmadan ortalık karardı".

* * *

Pia gibiydi.
Ben bir şehre geldiğim vakit, o başka bir şehre gitmiş olurdu.
Set Kafeterya'dan Tuna Pastanesi'ne taşınmış, en son Taksim'e Marmara Cafe'nin bir köşesine yerleşmişti.
Her geçişte görür; her daim orada oturacak sanırdım.
Taşındı dün, son kez:
Marmara'nın bir köşesinden, yüreğimizin baş köşesine...
Bir Zuhal Olcay şarkısı saçımızı okşadı, teselli niyetine:
"Çünkü ayrılık da sevdaya dahil /
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili"...

* * *

Son görüşüm Sertellerin törenindeydi.
Tan baskınını dinlemiştim ondan...
"Bizim nesil, o baskını hiçbir zaman unutmadı" demişti:
"Biz, 40'ların karanlığından geldik":
"Ne haydut bir akşamdı / ne kadar da karanlık /
Kilitlenmişti ellerimiz görünmez kelepçelerle".

* * *

O akşam, -yine başında kaptan kasketi, boynunda atkı, eli yüzü şiir-, birkaç iltifat cümlesinden sonra çeneme müşfik bir yumruk kondurdu:
"Kalabalıkları yakalamayı biliyorsun, ama bazı şeyleri söyleyebilecekken, söylemiyorsun" diye dokundurdu.
Serzeniş soslu bir vasiyet gibiydi.
Kızardı, adını tek "T" ve iki "L" ile yazanlara, Gazi'ye tavır alanlara, Batı'dan medet umanlara, Türkçeyi arılaştırıp boğanlara...
Ama yumuşacık kızardı, hiddetini zarif kadifelere sarardı.
"Gidiverdi, akşam olmadan ortalık karardı".

* * *

Gece trenlerinde kayboldu "yeşil fularlı çocuk"...
Biz, "kesik bir kol gibi yalnız", ardından bakakaldık.
O mahur beste çaldı, müjganla doyasıya ağlaştık.
Masum bir oğlanı uyuttuk, elde kalan hüzün şiirleriyle; korkmasın diye karanlığı dağıttık.
Zincirleme rubailerini okuduk, fatiha niyetine...
Sabah, Dersaadet'te ezanlar onun için çınladı.
Yanağımda, aynanın içindeki adamın yumruğunun hemen yanında, mısralarından süzülen ince bir su yolu kaldı.

31 Ekim 2007 Çarşamba

"Sevda Sözleri- Cemal Süreya"




Şiir duvarının sıradaki konuğu büyük usta Cemal Süreya. Benim başucu şairim. Başımın ucunda durur sevda sözleri kitabı ki edinmenizi tavsiye ederim sıradan bir okuyucu olarak. Bazı şairler hakkında yorum yapmak zordur ki sıradan bir okuyucu olarak zaten haddim değil biliyorum.-Söyleyeceklerim kişisel hislerin ötesine geçmez-Söyleyebilecği tek cümle ben O'nun kitaplarını severek okuyorum, keyif alıyorum. Yukarıda çok beğendiğim bir fotoğrafını ve kendi el yazısıyla yazdığı mısraları, aşağıda da biyografisini ve en sevdiğim şiirlerinden birini bulacaksınız. Ama Cemal Süreya hakkında daha çok bilgi isterseniz yazılarımda da kaynak olarak kullandığım bu güzel siteyi gezebilirsiniz. Keyifli okumalar..Şiir hep var olsun:)


CEMAL SÜREYA

Asıl adı Cemalettin Seber'dir. 1931 yılında Erzincan'da doğdu, 9 Ocak 1990 tarihinde İstanbul'da öldü.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü bitirdi. Maliye Bakanlığı'nda müfettişlik, darphane müdürü, Kültür Bakanlığı'nda yayın kurulu danışma üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yaptı. Papirüs dergisini üç kez çeşitli aralıklarla çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e Doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.

İlk şiiri 8 Ocak 1958'de Mülkiye dergisinde çıktı. Şiirlerindeki şekil, muhteva ve anlatım özellikleri ile İkinci Yeni şiirine katıldı. Bu akımın önde gelen şairlerinden biri oldu. Geleneğe karşı olmasına karşın geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle İkinci Yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Şahsiyetli bir şiir dili vardır. Canlı halk dilini kullanması, onu okuyucuya yaklaştırır. Üslubundaki mizah ve istihza, ona ayrı bir özellik kazandırmaktadır.




Hüznün Kuşları




ben bütün hüzünleri denemişim kendimde
canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
bir bir denemişim bütün kelimeleri
yeni sözler buldum seni görmeyeli

kuliste yarasını saran soytarı gibi
seni görmeyeli
kasketim eğip üstüne acılarımın
sen yüzüne sürgün olduğum kadın
kardeşim olan gözlerini unutmadım
çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat

sen tutar kendini incecik sevdirirdin
bir umuttum bir misillemeydin yalnızlığa
şanssızım diyemem kendi payıma
hain bir aşk bu kökü dışarda
olur böyle şeyler ara sıra
olur ara sıra

.

Cemal Süreya


26 Ekim 2007 Cuma

"Şiir Duvarı"



Kendi iç döküşlerim,mutfağım,bahçem derken berfince'nin hayatında olan şiir'i atladığımı fark ettim. Dedim o zaman hemen bir şiir bölümü açıyoruz. Ya ismi, ismi ne olacak kategorinin? Şiir Duvarı geçti içimden. Neden mi? Ağlama duvarı gibidir şiirler benim için. Önünde diz çöküp ağlamak,içimin gizini açmak,rahatlamak,durulmak gibidir. Ağlayınca, canım yanınca, ya da keyiflenince kitaplıktan şiir kitabına uzanır elim. Uzanırım ,içime sindire sindire ,tüm kaslarım gevşeye gevşeye okur, durulurum. Bir şiir sever olarak şairler hakkında kısa bilgiler verip, şiirleriyle tanıştırmak isterim berfince'ye gelenleri. Kardeşim nereye kadar dırdır berfince'nin çenesi yani.Şöyle düzgün cümleler duymak, okumak sizlerinde hakkı değil mi?

Lafı çok uzatmadan bugünkü şairle buluşturmak istiyorum sizleri.Üniversite yıllarında bir arkadaşım aracılığıyla tanıştım kitabıyla. Severek okudum şiirlerini. Kendisi Bu Aşk Öykü Tutmaz kitabıyla Yasin EROL. İlk kendisinden başlamamın sebebi bileninin az olma ihtimali. Bu sebeple açılışı kendisiyle yaptım ki tanışın ve şiirleriyle buluşun. Eminim sizlerinde yürek tellerinizden birini sızlatacak bir şiiri çıkacaktır. Kitabının çıktığı Bilgi Yayınevi çok güzel takdim etmiş kendisini.

"Yasin Erol, şiirini kuytuda büyüten ve birdenbire ortaya çıkan şairlerden biri.Böyle ansızın çıkıp gelişi bir süpriz;ama güzel bir süpriz. İlk kitabı olan Bu Aşk Öykü Tutmaz, onun şiir dünyamıza çabucak yerleşeceğinin kanıtı.Yasin Erol, köşesinde boş durmamış, özgün bir şiir geliştirmeyi başarmış. Bunun için birikimi ve hazırlığı tam.Erol, duygu ile düşünceyi asla birbirine baskın kılmadan şiirine yediriyor. Duygu Yükünü imgelerle bize aktarırken, zeka işi dizelerde alışılmadık parıltılar yakalıyor.Bu Aşk Öykü Tutmaz, yeni ve güçlü bir şairin çıkışının muştusu."

Sizler neler söylersiniz, beğenirmisiniz bilmiyorum ama şiir de soluklanmak isteyenlerle şiir duvarında buluşalım diyorum. Ne dersiniz, belki sizlerde bu duvara bişeyler yazmak istersiniz?
Ve yazımı Yasin Erol'un sevdiğim bir şiiriyle noktalamak istiyorum. Daha fazla şiiri buradan bulabilirsiniz. Hoşçakalın(TRT modunda bir yazı oldu ama konu bunu götürüyor yapacak birşey yok:)) )

GİZ
Her şey giz içinde
Giz içinde herkesçe bilinen bir gece
Cinlerin cadıların mekanıdır sessiz bir orman
Başkaları duyacağı kadar duysun
Sen bağır
Çığ düşürecek dağlar benim içimde

Tek başına bir çiçek ne kadar anlar sevildiğini
Ah kim öğretti aşkı sana böyle
Kim gösterdi erken olan çiçekleri
Ya kimindi bu bölüştüğümüz yalnızlık

Herşey giz içinde
Giz içinde herkesçe bilinen bir gece
Cinlerin cadıların mekanıdır sessiz bir orman
Başkaları duyacağı kadar duysun
Sen bağır
Çığ düşürecek dağlar benim içimde

Yasin EROL

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails