18 Aralık 2008 Perşembe

"Merak Edenlere"

Yine yazamadım uzun zamandır.Merak ettiniz, kızdınız belkide.Hepiniz haklısınız canlarım. Bende izine çıktım artık blog alemine katkılarım sıklaşır dedim ama yanılmışım:) eee son aylarda bu kadar ağırlaşacağımı ne diye söylemediniz ki:)DIV>
Evet kısa kısa olaylara geçmeden önce geçmiş kurban bayramınızı kutluyorum ve nice bayramlara sevdiklerinizle beraber diyorum..DIV>
geçen ayın 17 sinde izine ayrldım ama arada gidiş gelişlerişm devam etti iş yerine. Bu sebeple tatil moduna tam anlamıyla giremedim. Geçen ay gittiğimiz doktor kontrolümüzde bebeğin suyunun nispeten az olduğunu söyledi doktorumuz. Kontrolleri 15 günde bire indirdi. Neyse ki korkulacak boyutta değildi bol bol su içmekle telafi edilebilecek düzeydeydi. Bende uyarısını dikkate aldım ve bol bol su içtim. DIV>
Ve bol dinlendim. Çok acil bir işim olmadığı sürece yataktan kalkmadım. yalnız bayramın 2. günü şiddetli mide ağrısı ve kusma ile doktora başvurduk. Hemen hastaneye yatırdı beni. Bayramın iki günü hastanede geçti. serumlar ilaçlar derken kendimize geldik.Şimdi iyiyim sanmayın ne yazık ki grip oldum:(( son ay hastalıklar , şiddetli bel ağrıları ve halsizlikle geçiyor. yinede şükürler olsun
Pazartesi doktor kontrolümüz vardı. Doktoruma sezer yan istediğimi normal doğum yapamayacağımı söyledim. Ne yazık ki isteğe bağlı doğum yapamayacağımı, şu anda bebeğin duruşu itibariyle doğumun normal göründüğünü, doğa nasıl isterse öyle doğum yapmam gerektiğini söyledi. Kafam allak bullak oldu. Eşimde doktorun söylediklerinin çok mantıklı geldiğini kendine göre de normal doğumu tercih etmemin doğru olacağını söyledi. Kendi doğurmıcak ya ne rahat fikir beyan ediyor:))))
Ocak 5'te ki randevuda çatı muayenesi yapacağını ve doğum şeklini ona göre belirleyeceğini söyledi. Tabi o günden beri bende uyku kalmadı her an doğumu düşünür oldum. Bunalıma girdim resmen:((( Tamam sezeryandan da çok korkuyorum ama normal doğum daha imkansız mış gibi geliyor. Başından beride hiç böyle bir ihtimal düşünmediğim için daha da korkutucu geliyor. Tek yapabildiğim dua etmek. Hangisi benim ve bebeğim için hayırlısıysa öyle olsun diye. Başka ne diyebilirim ki. dünya üzerinde doğum yapcak tek kadın ben değilim değil mi yani...
Şimdilik anlatcaklarım bu kadar ... Bir daha ne zaman karşılaşırız bilemiyorum dostlarım..belki yarın belki yarından da yakın:)))
hepinizi çok öpüyorum..

11 Kasım 2008 Salı

^^Öylesine^^

Yine uzun zamandır yazmamışım ne ayıp:) ama ne yaparsınız artık iyice ağırlaştım hantallaştım:) sürekli yorgun bitkin olmaktan bende sıkıldım ama sanırım bunlar iyi günlerim:)
İşyerinde bu son haftam. Pazartesi doktorumun dediğine göre doğum iznine ayrılacakmışım. Hatta yılbaşından önce bebeğine kavuşursun dedi ama ben bebek dayanırsa bir sakıncası da olmazsa yılbaşından sonra olsun istiyorum ki bir yaş büyük olmasın çocuğum:)
Bu aralar karnım deli gibi kaşınıyor. Çatlıyor mu acaba diyorum ama bir belirtide yok. Yağ sürmeye devam ediyorum. Gittiğimde doktora sormak için not aldım.
Bebeğe ufak tefek eşyalar almaya devam ediyoruz. Bu hafta sonu annem bir mont ablam bir ceket aldı. Çok güzeller ama çok komikler:) Kiraz bebe den alışveriş yapmaya devam ediyorum. Çok memnun kaldım. Hem çok hızlılar hem ürünleri çok iyi. Dün de bebek arabasını, biberon, oyuncak falan sipariş ettim. Büyük ihtimalle yarın elimizde olur. Bebeğin kendisinden başka eksiğimiz yok gibi.
Bebek mevlüt şekerleri için çok güzel bir site buldum. Şirket üzerinden sipariş verdim. Yalnız anlaşmalı olduğumuz kargo şirketi orda yokmuş. Bu sebeple kendi kargolarıyla göndereceklermiş. Aldığım ürün miktarı kadar kargo ücreti söyledi. Canım çok sıkıldı. İlk kez büyük şehirde yaşamadığıma isyan ettim. Hayır oralara yakın birileri olsa aldıracam ama oda yok. Bütün hevesim kırıldı. Buralarda bulamadım malzemelerini. Hazır yapan bir iki yer var ama onlarda insanı aptal yerine koyan fiyatlar istiyorlar. offfffffffffffff. Sanırım yapmaktan vazgeçmek zorunda kalacağım. Ama bir yandan içimde kalsında istemiyorum. Ne yapacağımı şaşırdım. Neyse yine canım sıkıldı. Benden şimdilik bu kadar. İzne ayrıldığımda belki daha çok yazarım.

1 Kasım 2008 Cumartesi

Minibüslerde yaşanan komik olaylar :)

**Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer:

- Şoför bey mübarek bi yerde inebilir miyim?

- Şu ilerdeki caminin önünde bırakayım teyze seni



**Oğlum bu Eminönü'nden geçer mi?

- Yok teyze biz Taksim'e çıkıyoruz.

- Hah tamam oğlum siz gidin ben gelmeyeceğim



**Yolcu:- Abi Heykel'e çıkıyo mu?

Şoför:-Yok abi, yanından geçiyo



**Arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya seslenir:

- Kızım şurdan bir kişi uzatır mısın?

- Ben kız değilim!

- Amaaaan ne bileyim kız mısın dul musun, uzat işte



**Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum. Sigaramın kalmadığı aklımagelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken minibüs geldi. Apar toparbindim. Şoföre parayı uzatıp,

- Bir Monte Carlo' dedim!

Adam birkaç saniye yüzüme bakıp:

- Abi bu Bakırköy'e gider' diye cevap verdi!

İşte o an benim ve şoförünbittiği andı



**Mükemmel bir yerde inebilir miyim?

Yolcunun kafası karışık sanırım, kendisi de dolmuşdakilerle birlikte gülersöylediğine şoför kadını indirirken:

- Buyrun size layık değil ama



**Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer:

- Müsait bi yerde iner misiniz?

Şoför:- Niye sen mi kullancan???



**Rumeli-Hisarü stü otobüsüyle Taksim'e doğru gidi yoruz. Adamın biriBeşiktaş dolaylarında gayet aceleci bir tavırla:

- Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?

Bizim şoför olaya hakim:- Tabi abi ayıp ettin. Al götür senden kıymetli mi



**İstanbul'dayiz... Dolmuşa bindik, dolmuş doldu,tam kalkıcak, elemanın biriaçtı kapıyı. İçerde tıkış tıkış oturmuşuz, önde 3 kişi arkada 4 ... Elemanhala bir umut sordu:

- Kaptan, yer var mı?Şoför de arkasını dönüp cevap verdi:

- Bilmiyorum, üst kata bi bak ba kalım



**Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi. Tam o anda kavgaettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüsebindi.Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı. Çocuklardan biri şoföreparayı uzattı:

- Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?:) :) :) :)

^^Ürkütücü^^

hastane görünümlü lokanta yapmışlar ne gerek varsa:)içinizde beğenen olur mu bilmiyorum ama ben resimlerinden bile ürperdim.Sadece kimin aklına gelmiş çok merak ettim???? Paylaşayım istedim..

31 Ekim 2008 Cuma

^^Ev Duvar Dövmeleri^^



Bu resimler duvara çizilerek mi yapılıyor yoksa yapıştırma şeklinde mi bilemiyorum.. ama çok şık durdukları kesin. Mobilyaya, boyanın rengine göre yapılan bu figürler mekanlara bambaşka hava vermiş.Bayıldım:)

^^Uluslararası Arkadaşlık Ödülü^^

uzun zamandır uluslararası arkadaşlık ödülü için teşekkür etmem ve yeni sahiplerine takdim etmem gerekiyordu. Ama bir türlü yazamadım kısmet bugüne imiş. Sevgili arkadaşlarım muhabbet çiçeğim, elçinim ve şengül'ümbeni bu ödüle layık görmüşler kendilerine kocaman sarılıyorum ve en sulusundan öpüyorum:) sanırım bu ödülü bir fazlası olarak yeni sahiplerine iletmek gerekiyor. Ve bende listemde olan (olmayan da olabilir son şablon değişikliğinde kayıplarım olmuştur.. lütfen siz kendinize de alın bu ödülü ayrıca banada yorum yazın canlarım ki ekleyeyim sizi) tüm arkadaşlarıma takdim ediyorum. hepinizle olmak varlığınızı hissetmek çok güzel..

30 Ekim 2008 Perşembe

^^ilginç Buluşlar^^

bu sürahi ya da sütlük çok hoşuma gitti.Hem eğlenceli hem görüntüsü hoş:)İnek memesinden taze taze süt içelim:)



Annelerin babaların bir numaralı yemek yedirme taktiği aç yavrum ağzını bak uçak geliyor.)))uuuuuuuuu,vuuuuuuuuuuu sesleri eşliğinde yüzümüzü çeşit çeşit şekle sokma devri kapandı:) Uçak görünümlü çatal ve kaşıklar imdadımıza yetişti:))
****Resimler canımgrubumdan..





29 Ekim 2008 Çarşamba

^^Cumhuriyetimiz 85 Yaşında^^




"Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır; fakat, Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır."


"Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir. "

"Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüce bir sosyal toplum hâlinde yaşatır veya bir milleti esaret ve sefalete terk eder."

"Endüstrileşmek, en büyük millî davalarımız arasında yer almaktadır… En ileri ve refahlı Türkiye ülküsüne ulaşabilmek için bu bir zorunluluktur."



"Devlet ve milletin kaderinde, millî irade etken ve egemendir. Ordu, bu millî iradenin emrinde ve hizmetindedir."

"Dış işlerinde dürüst ve açık olan siyasetimiz, özellikle barış fikrine dayalıdır. Milletler arası herhangi bir sorunumuzu barış yoluyla çözümlemeyi aramak, çıkarımıza ve anlayışımıza uyan bir yoldur."

"Yurt toprağı! sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaîyiz."

^^Mutfakta Pratik Bilgiler^^

*Kızartma kokularının bütün eve yayılmaması için yağın içerisine 1-2 dal maydanoz atın.

*Fırında patates yapmadan önce,10-15 dakika haşlayın ve çatal ile delin.Daha kolay pişecektir.

*Kızartma yağını bir kaç kez kullanabilirsiniz. Kullanılır durumda olup olmadığını anlamak için kızgın yağın içerisine bir dilim ekmek atın. Ekmekte kara lekeler oluşmuyorsa kullanabilirsiniz.

*Yeni bir tava satın aldığınızda ilk önce içinde bir miktar sirke kaynatın.Bu işlem ilerde kızartmalarınızı n tavaya yapışmasını önleyecektir.

*Unlarınızın böceklenmemesi için, un kavanozunun içerisine bir adet defne yaprağı koyun

*Büyük miktarda patatesiniz var ise torbanın içerisine bir adet elma koyun. 8 hafta boyunca filizlenmesini ve büzüşmesini önler.

*Kabarık bir omlet yapmak istiyorsanız, bir çorba kaşığı suyun içerisine bir çay kaşığı mısır unu karıştırın. Hazırladığınız karışımı yumurtaya ilave edin.Böylece kabarık bir omlet yapmış olacaksınız.

*Bisküvileriniz yumuşamışsa onları birkaç dakika fırınlayın.

*Peyniri kolay rendelemek için,15 dakika buzlukta bekletin

*Çekmeceleri içini boşaltmadan temizlemek istiyorsanız, elektrik süpürgesinin ucuna ince bir çorap geçirin.

*Fırında tavuk kızartacağınız zaman üzerine koyduğunuz baharatlardan içine de koyun.Böylece daha lezzetli olur.

*Mantarların daha lezzetli olması için pişirmeden önce üzerlerine biraz tuz ve limon suyu koyun, 5 dakika bekletin. Daha sonra pişirin.

*Kek kalıbınızın içine hamurunuzu dökmeden önce ortasına bir şerit alüminyum folyo koyun. Böylece kekinizi pişirdikten sonra kolayca çıkartabilirsiniz

*Kuru soğanları kese kağıdına sardıktan sonra buzdolabının sebze bölümünde muhafaza ederseniz çürüyüp bozulmasını önlemiş olursunuz.

*Hazırladığınız omletin tavaya yapışmaması için, önce tavayı ocağa koyup iyice ısıtın sonra yağı döküp kızdırın. Daha sonra karışımı tavaya alın ve ocağın altını kısın.*Fırında tavuk kızartacağınız zaman bir limonu ikiye bölün,yarısını tavuğun üzerine bastırarak iyice sürün. Diğer yarısını ise tavuğun içerisine yerleştirin. Tavuğunuz nar gibi kızaracaktır.

*Soğan,sarımsak kesmeden önce parmaklarınıza limon suyu sürerseniz, istemediğiniz kokulardan kurtulmuş olursunuz.

*Hazırladığınız kekin ortasına malzeme koyacağınız zaman bıçak ile kesmenize gerek yok. Dikiş ipliğini kekin etrafına gerip dikkatlice çektiğiniz zaman düzgün bir şekilde kesildiğini göreceksiniz.

*Domates salçanız çok ekşi ise içerisine bir havuç rendeleyin. Havuç,salçanızı tatlandıracaktır

18 Ekim 2008 Cumartesi

^^Özet^^

*Bugün itibariyle 27 hafta 1 günlüğüm:)bu kadar nasıl geçti, neler oldu sorsanız anlatamam.Hatırlamıyorum:) Kontrollerde bebek sağlıklı görünüyor. Beni sorarsanız böbreklerde ki su toplamasını, gebelik şekerini, kemiklerimdeki zonklamaları, halsizliği ve gece kramplarını saymasak iyiyim:):))))))))))

*Çalışmaya devam ediyorum. Çok ilginçtir ki her şeye dayanma gücü veriyor Allah’ım. Böbrekteki sorunu su içerek şekeri diyet yaparak ağrıları ve krampları kalsiyuma ağırlık vererek ve dinlenerek aşmaya çalışıyorum.

*Beyefendi artık kendini tamamen hissettiriyor. Hareketleri, tekmeleri çok sert. Artık canımı yakmaya başladı. Akşamları sırt üstü uzanıp hareketlerini seyrediyoruz. Karnımın bir o yana bir bu yana hareket etmesi, elimizi koyduğumuzda elimizin altında onu hissetmek muhteşem bir duygu. Özellikle karnıma masaj yaparken inanılmaz hareketler yapıyor:)

* Vücudumda çok fazla çatlak oluşmadı. Sadece göğsümün alt kısmında bir iki tane kırmızı çatlak oldu. Karnımda henüz yok. Ama son aylarda oluşabilir korkusuyla sürekli yağ sürüyorum. Badem yağı, susam yağı ve zeytinyağını parfüm şişesinde karıştırıp onunla yağlıyorum vücudumu. Vazelininde işe yaradığını duyduğumdan beri onu da kullanır oldum.

*Saçlarım uzadı ama uç kısımları çok kötü oldu. Saçlarımı batıl inançtan dolayı hiç kestirmedim:) Zararlarından dolayıda hiç boyamadım. Sadece ilk aylarda çok renkli olduğundan bir kere kına sürdüm. Sonra hiç elimi sürmedim. 10 senedir ilk kez bu kadar dinlendiler:)


*Bebeğin eşyaları hemen hemen hazır. Beşiğini de aldık. Ama henüz eve getirip yerleştirmediğimiz için resmini yayınlayamadım. Bebek için alacağımız taşıma koltuğunu, bebek arabasını da internetten almayı düşünüyorum. Kirazbaby’nin fiyatları bana çok uygun geldi. Orada beğendiğim ürünleri de bu ay içinde almayı düşünüyorum. Sizinde fikirlerinize açığım. Netten alışveriş yapmış olanlar yardımcı olurlarsa sevinirim.


*Geçen hafta sonu çok üzücü bir olay yaşadık. Geçen cumartesi hamile olan görümcem doğum için gün almaya gittiğinde bebeğin karnında öldüğünü öğrendi. Ve aradığı ilk ben oldum:(((( O üzüntüyle benim hamile olduğumu bile unutmuş ve aklına ilk ben gelmişim. Duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Elim ayağım tutmadı sakinleşemedim uzunca bir süre. Eşimi aradım O’da şok oldu ve hemen işi bırakıp geldi. Saat 5’e doğru ameliyata alındı. Bebeğin kordonu boynuna dolanmış. Doktorunun dediğine göre sabaha karşı olmuş. Kader…Çok üzüldük. Pazar günü bebeği gömdük. Pazarteside görümcem çıktı hastaneden.

*Her şeyde olmak zorunda kaldığımdan(hastane, mezar, cenaze) psikolojim çok kötü oldu. Kendime gelemedim. Hem üzücü hem de kötü bir tecrübe oldu benim için. Her ne kadar doktorum bunun çok yaşanan bir olay olmadığını anlatsa da çok korkuyorum. En ufacık bir hareketsizliğinde tansiyonum çıkıyor. Kendimi sakinleştiremiyorum. Hiç olmayan doğum korkum, hastane ve ameliyat korkum oluştu. Çok acı çekeceğimi hatta buna katlanamayacağımı hissedip çok korkuyorum. Ameliyattan nasıl çıkacağımı hatta çıkıp çıkamayacağımı bile düşünür oldum. Ve en kötüsü bu düşünceleri kafamdan silemiyorum.
*Doğumunu sezeryanla yapan arkadaşlarım lütfen beni bunun katlanabilir olduğuna inandırın:)Yorumlarınızı bekliyorum canlarım. Şimdilik bu kadar. Aklıma geldikçe yazarım dicem ama çokta umutlanmayın:)hepinizi öpüyorum.

*Ayrıca limonlu gazoz ve nagiş doğurmuş. Allah analı babalı büyütsün.

Not: Son bir rica canlarım. Blogun şablonunu değiştirmek istiyorum ama maalesef bir türlü site bulamadım. Bilen arkadaşlar bana site adresi verirse onlara çok çok dua ederim:)

6 Ekim 2008 Pazartesi

^^NİYE BEN? DIYEN HERKES İÇİN....^^

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı.Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini takti, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.
Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslebilecegi bir oyuk buldu.. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kisi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda nın
gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca. Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı.
"Allahım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildigin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et."
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler.İçlerinden biri "Aranızda lens kaybeden var mi?" diye bağırdı.
Brenda'nın sonradan ögrendigine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavasça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmisti.
Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:
"Allahım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar agır. Ama istedigin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım..."

"BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM" demeyin.....

29 Eylül 2008 Pazartesi

^^İyi Bayramlar^^

Sevdiklerinizle Nice Mutlu, Huzurlu ve Sağlıklı Bayramlar Geçirmeniz Dileğiyle....
Çikolata Tadında Bayramlar....

12 Eylül 2008 Cuma

^^AŞK Üzerine^^

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN !

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktı r.Sen kendini paralarken ,o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin. . iki ucu keskin bıçaktır bu işin.Yaptıkları nla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındı r.



Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin,düşündün,şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayati ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını baliğin yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası...

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun as olan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da İçini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...



Nazım Hikmet...

11 Eylül 2008 Perşembe

^^ANNELER VE BABALAR^^

Anne dışarıda alış-verişteydi. İki buçuk yaşındaki bebeğe babası gözkulak oluyordu.Aslında bu pek de zor bir şey değildi. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okuyor, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içerek oyuna iştirak ediyordu.
Derken anne eve geldi. Baba anneye sus işareti yapıp, bebeği izlemesini istedi. Bu çok şirin hareketini annenin de görmesini istiyordu. Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çaymış gibi içmesini seyretti.Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslendi:
'Uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi?'
Sonuç-1: Annneler evlatlarını çok sever ve onlara dair her şeyi bilir.
Sonuç-2: Babalar evlatlarına dair bir çok şeyi bilmez ama onları çok sever. 'Babalar en son duyar' boşuna söylenmemiştir

^^^Gülümseyin:)^^

Bir mafya babası evli bir kadınla ilişki kurmuş. Bir gece kocası yok diye kadının evine gitmeye karar vermiş ve adamlarına "Ben içeri girdikten sonra hemen büyük bir branda ayarlayın ve pencerenin hemen altına dört ucundan gerin" demiş. Sonra da ne yapacaklarının talimatını vermiş: "Kadının kocası gelirse kapıyı bir kere çaldırın, ben aşağıya atlayacağım, yakalanıp raconu çizdirmeyelim. .. Tamam mı?" Adamları, "Başüstüne patron" demişler. Mafya babası kadının evine girmiş, tam yatağa uzandığı anda evin kapısı çalınca bizimki kendini tereddütsüz pencereden donla 4. kattan aşağı fırlatmış. Kadın üzerine alelacele bir şey alıp kapıyı açmış ki karşısında patronun adamlarından biri... "Yenge" demiş adam mahcup bir şekilde önüne bakarak, "Patrona söyle branda bulamadık!"

9 Ağustos 2008 Cumartesi

^^Yine Ben^^

Yine ben geldim ve ne iyi ettim:)) görüşmeyeli bir çok şey oldu bloglarda biliyorum ama aslında buraları bu kadar uzun süre bırakan tek ben değilim gördüğüm kadarıyla. Herkes bir yerlerde bir ıssızlık çökmüş buralara. Hep geldim ama elim hiç klavye ye uzanamadı bir türlü. kiminizle neşelendim kiminizle üzüldüm. Burdaki işim bitince tek tek kapınızı çalacağım.



Beni merak eden msnden yada buradan ulaşmaya çalışan tüm arkadaşlarıma birde burdan teşekkür etmek istiyorum. Hepiniz sağolun var olun. daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi hamilelik biraz zor geçiyor. Şükürler olsun ki kötü birşey olmadı ama zaman zaman zor anlar yaşamadım değil. Böğürmelerim hala tam anlamıyla yakamı bırakmış değil. 17 haftanın 15 haftası şiddetli olmak üzere bol böğürmeli bol ağrılı günler geçirdim. Şu iki haftadır sanki biraz daha rahatlamış gibiyim. Yalnız yinede çok dikkatli olmam gerekiyor. Çünkü doktorumun dediğine göre eş aşağıdaymış. Ve en son bu salı yine şiddetli ağrıyla doktora gittiğimizde bizim bebeğin poposunun aşağıda olduğunu ve kasık ağrılarımın bu sebepten olabileceğini öğrendik:))))



Bu arada cinsiyetini öğrendik. İlk günden beri kız olacak diye ortalarda dolaşan her planı buna göre yapan ben doktorun oğlan demesiyle ağlama modundan uzun süre çıkamadım. Tabiki öncelik sağlıklı olmasında ama nedense kendimi çok yanlış şartlandırmışım. tecrübesizlikten:))

Elçin'cimle konuşurken pat diye senin oğlun olacak deyivermişti. Kadın msnden bile anladı cinsiyetini ben karnımdan anlayamadım:)))))))



Babamız ve ailemizin diğer üyeleri çok sevinçli.Herkes aman kızımız olsun süsler püsleriz sevmesi güzel olur diyerek beni kandırıyormuş. Erkek olduğunu duyan herkeste (babası dahil)
ayrı bir sevinç var. Hal böyle olunca ben kendimi daha bir kandırılmış ve yalnız hissediyorum:)))))

Pazar günü ve perşembe günü bebeğe ufak tefek eşya almaya başladık. Hepsi o kadar güzel ki. Mağazaya girince kendimi kaybediyorum. Hatta annem ve ablamla kavga bile ediyoruz. Ben anne şunuda alalım mı diyorum eee herşeyi sen aldın bize ne kaldı ki diye küsüyor:))) Bizim bebek şimdiden şanslı olacak sanırım:))

Ama en büyük problem baba ve teyze arasında. İkisi yarış ve kavga halindeler. Sürekli bir çekişme hali. Sebep mi? Teyze fenerbahçeli baba beşiktaşlı:)))) Biri sürekli fenerbahçe kıyafetleri alıyor diğeri beşiktaş:)) hayır o kadar ciddiye alıyorlar ki kavga edecekler diye korkuyorum:))
hayır kızacam ikisine de hiç biri giydiremeyecek o olcak:))) hiç centilmen değiller yahuuu:)))

Hormonlardan dolayı sanırım sürekli bir tembellik var üzerimde. o yüzden beni hoş görün. Gelmek için bende can atıyorum ama ruh halim izin vermiyor. bünye hala alışamadı sanırım:)) doğurana kadar da alışamıcak galiba:)))))) Şimidlik benden bu kadar. Hepinizi öpüyorum canleriimmmmm..

^^Hem cesaret, hem dikkat^^

Bu tişörtlere bakarken çok eğlendim, çok güldüm:)) bu sebeple sizlerle de paylaşmak istedim. Giymek cesaret istiyor ama anlamak içinde biraz dikkat:)) Aslında eğlenceli ama yurdum insanı bu tişörtlerden eğlencenin dışında herşeyi çıkarır.
Benden sadece paylaşması:))))

18 Haziran 2008 Çarşamba

^^Özet^^

Yazmayalı hayatımda çok değişiklik yok. Hala bol ögggglemeli, sefil uyumalı, tatsız tuzsuz günlerim devam ediyor. Geçen gün alt komşumuzun söylemiyle- ki 2,5 senedir ilk kez merhabalaştık- benim sabah akşam ögglemerime bütün apartman sakinleri şahit oluyormuş. Allah’ım ne utanç verici. Artık apartmanda kimseye görünmemek için ekstra çaba sarfetmem gerekecek. Yoksa kadın erkek çoluk çocuk o tuhaf acınası ve bir o kadarda iğrenç sesleri çıkaran beni parmakla gösterecek:))))))) rezalettttttt

Geçen akşam arkadaşımızın düğününe gitmek için hazırlanırken bir şok daha yaşadım. Hiç yemek yiyemezken nasıl oldu da kıyafetlerimin hiç birine giremedim anlayamadım. Şaşırdım:)En bol pantolonlarımı denedim yemedi anacığım. Geliyorlar ama kapanamıyorlar. Hal böyle olunca giydim bir elbise oda zar zor gittim. Ee şimdi ben dolap mı yenileyeceğim nasıl olacak diye düşünüp duruyorum. O kadar kıyafet ne olacak nereye gidecek bilmiyorum ki. Hayır daha şimdiden giremediysem bir daha hiç giremem diye korku kaplamadı içimi desem yalancı olurum:))

Bahçemle sulamak dışında ilgilenemez oldum. Ama onlar bana yardımcı oluyor. Petunyalar gürleşmiş. Her balkona çıktığımda mis gibi kokularını çekiyorum içime. Aldığım yeni sakızlı sardunyalar çiçeğe durmuş. Afrika menekşem bile çiçek açmış. Hatta dalından acaba tutar mı diye denediğim dal bile mini mini yavrular vermiş. Bu en sevindiğim olaydı. Ya o kadar ilginç ki birde. Fotoğraflayıp göstermem gerekenlerden biri bu. Yeni aldığım daha doğrusu hediye gelen bir çiçek var. Adını bende bilmiyorum. Sarmaşıkgillerden sanırım. Açık eflatun renkte çiçekler açıyor. Resmini koyduğumda aranızdan biri adını söyler belki. Edindiğimde üstünde bir iki çiçek vardı. Bu sabah batkımda hem tomurcuk dolmuş hem de çiçek. Yani bahçede şenlik devam ediyor. Ama ben bu sene bu şenliğin tadını çok çıkaramadım. Hatta size bile yaşatamadım. Bir başlasam devamı gelecek ama önce fotoğraf çekmem gerek. Eve gidince bir saat ayakta kalabilsem olacak ama nafile canlarım. Şimdilik sözlü idare edin beni. Resimli yazılara geçmem yakındır:)))

Benden şimdilik bu kadar. Hayatım eski düzenine kavuştuğun da bende normal insan haline döndüğümde anlatacak paylaşacak çok şey olacak. Değil mi? Yani ben normale dönecem diye umut ediyorum. Hayır bu böyle devam edecekse biri beni bu rüyadan uyandırsın:)))))
Öpüyorum hepinizi.sevgiyle kalın canlarım.

16 Haziran 2008 Pazartesi

^^Geç Oldu,Güç Oldu^^

*her şey 23 mayıs akşamı yürüyüşten dönerken şu uğursuz cümlemle başladı. İnsan kendi kendine nazar değebilirmiş öğrenmiş bulunuyoruz.
---Canım ben kendimi hiç hamile gibi hissedemiyorum. Sence hamile olmayabilir miyim?
---Saçmalama yahu o nerden çıktı şimdi?
--- E bende hiç belirti yok herkes mide bulantısı, baş dönmesi ögg lemeler falan yaşıyor. Bende tık yok yahu. Korkuyorum birde fırtına öncesi sessizlik midir nedir.(Ki hayatımda ne çok iyi gitmişse korkmuşumdur) hayır çok pis bir şey çıkmasında altından.
---Hayret bir şey sin canım. İnsanlar olmasın diye dua eder sende niye olmadı diye hayıflanıyorsun

*Şu yukarı da okuduğunuz bire bir cümlelerin gecesinde bendeniz çok şiddetli kasık ağrılarıyla uyandım. Ki öyle böyle değil ağzımı açıp eşimi bile uyandıramadım. İçim sökülüyor sandım. Lavaboya gittim geldim ağrıdan sızıdan döne döne uyuyakalmışım. Sabah zar zor işe gittim. Baktım olacak gibi değil izin aldığım gibi önce eve ardından doktorumuza. Tahliller ultra son derken sonuç. Kum döküyorsun. Haydiiiiii. Ben demiştim bu hamilelik belirtisi değil kum döküyorum:) Tedavide yok Git dört litre su iç. Tabi ki sonunda eşime haber verdim. Bizimki esti gürledi. Ne diye uyandırmazmışım her şey olup bitince mi aranır . Sen yarın doğuma da tek başına kalkar gidersinde ben doğurdum diye beni ararsınlar. Hayır garibim kendini dışlanmış mı hissetti ne? Hâlbuki ben gece endişelenmesin diye uyandırmadım. İşte erkek milletine iyilik yaramaz:)

*Günde 4 litre su hak getire ben su içemez oldum. Ağrılar bulantılar baş dönmeleri derken 26 mayıs akşamı ben dedim dayanamıyorum beni doktora götürün. Ailece gittiğimiz çok iyi ve güvendiğim pratisyen doktorun muayahanesine gittik. Adam hemen aldı ve utrasonla baktı. Doktorun yüzünden anladım zaten kötü bir şey olduğunu. Saymaya başladı kum, iltihap, bir böbrekte taş,idrar yollarında kanama ve ne yazık ki düşük tehlikesi!!! Yahu yeni başlamıştık daha ne oldu şimdi. İnsan nazar değerde bu kadar mı değer? Doktorumu sordu. Kendisinin de ortağı olduğu hastanedeki doktorun adını verdim. Hatta şikayet ettim. Madem böyle bir tehlike ver neden bana söylemez nasıl doktorla çalışıyorsunuz diye. Oda bazı sebepler sundu beni ikna etti ve hastanesindeki diğer doktora yönlendirdi.

*Ertesi gün gittiğimiz doktor gayet ilgiliydi. Dış görünüşünden yaşından ve konuşmasından tecrübeli olduğu belliydi. Ultrasona aldı beni hemen eşimde geldi ve ilk kez bebeğin nokta halini ve o haldeki kalp atışını gördük. İlginç bir duyguydu. Ben ekrandan çok eşimin yüzüne baktım ve çok keyif aldım. Düşük tehlikesi olduğunu teyit etti ve 7 günlük raporla birlikte 2 ilaç verdi.

*Bu yedi günlük ürede ne ağrılar ne bulantılar atlattım artık anlatmayayım. 7 gün sonrası tekrar gittiğimizde bebek için tehlike kalmamıştı. Yapılan onlarca tahlillere göre de benim sağlığımda da bebek için risk taşıyacak herhangi bir risk yoktu. Ama ağrılarım devam ettiği için bevliye servisine sevk etti. Orda da tahliller ultrasın derken. İltihap kum ve idrar yolları kanamasının devam ettiğini öğrendik. Ama yine ilaç ya da tedavi yok. Bol su içilecek. 3 günde oradan rapor aldım. Haziranın 7 sinde işe başladım.

*Offff hastane raporu gibi oldu yahu. Hayır şimdi yoktum şu oldu bu oldu yazamadım desem ayy yine mi diyeceksiniz inandırıcı olmayacak. Ama böyle belgeleriyle ortaya koyunca ayy kızcağız haklıymış diyebilirsiniz gibi geldi de:)))))) şimdi daha iyi sayılırım. Sabah ve akşamki lavabo önü geberene kadar ögggglemeleri, banyo yaparken suyu görmeyeyim diye hiç gözümü açmadan yıkanacak kadar sudan uzaklaşmamı, en sevdiğim yemekleri bile yiyememeyi, baş ağrılarını, iş yerinde masa üzerlerinde sersefil uyumaları ve daha nicelerini saymasak iyi sayılabilirim. Ama yinede şükür çok şükür diyorum. Hepinizi takipteyim buraya yazmadım diye yoktum sanmayın. Sık sık yazmak istiyorum anlatacak çok şey var. Bahçe bensiz kaldı. Size gösterilecek neler vardı oysa.Hoş hala var ama fırsatı bir bulabilsem.

Çok uzun oldu. Şimdilik gideyim ben.Başıma bir şey gelmezse geleceğim ve yazacağım. Artık kısmet diyorum yapacak bir şey yok:))))) hepinizi öpüyorum canlarım.

23 Mayıs 2008 Cuma

^^Bakın Ne Olmuş^^

Her uzun süreli yazmayışımın ardından çok oldu yazmayalı aman da pardon demekten utanır oldum:) o yüzden sizlere kapa çeneni beee dedirtecek bu cümleyi kurmayacağım. Ama bir sorun nerdeydin ne oldu diye. Bildiğiniz gibi her uzun süreli kayboluşumun ardından ortaya çıktığımda yahu kaybolmakta haklıymış yavrucak dedirtecek kendimi affettirecek nedenler sunmuşumdur.
Şimdi de var tabiî ki sebebim. Tamam hani şu eski performansımı kaybetmiş olabilirim ama bu kadar süre yazamayacak kadarda gerilemedik yahu. Yalnız lafı yine nasıl dolandırıyorum nasıl sündürüyorum farkındasınız değil mi? Eeee kolay mı Bebek geliyor sürprizini öyle hemen verir miyim sandınız:)))))) Alın işte bendeki laf tutma becerisi bu kadar.

Bir buçuk ay önce buradan çok üzüldüğümüz bir haberi vermiş uzun süreli kayboluşumun nedenini söylemiştim. Şimdiki neden de geçerli mi bilmiyorum.:))) Takdir yüce halkımın:))))

Nasıl dı ne zaman dı ne hissediyorsunuz gibi soruları cevaplayamayacağımı şimdiden ileteyim canlarım. Çünkü hala nasıl ne zaman olduğunu ve ne hissettiğimi çözebilmiş değilim. Ama olayın nasıl meydana çıktığını anlatayım istedim.
Anneler gününde benim şiddetli bel ağrısını –ki kum döktüğümü sanan bana inat-ve gördüğü rüyaları baz alan annemin şüphesiyle başladı her şey. Bende hamileyken böyle belim ağrırdı. Yok yok rüyamda da gördüm hamile kalacak bu kız.
Bizimkinin aklına düştü durur mu. Test alıcaz diye tutturdu. Ya saçmalama güzelim kum döküyorum işte ala ala ne para vercez şimdi durduk yere manyak mıyız.hem cenaze vardı koşturmaca yani girmeyelim istersen o konulara da hangi arada olmuş olabilir?? Israrlarım boş bizimki kitlendi konuya namümkün durdurmak.

Akşam eve gittikten sonra durmadı.
Hadi,bakalım artık.
.yahu test yapmak için gerekli malzeme yok ne yapayım şimdi.
Su iç bol bol:)

Anlaşıldı bu düşmeyecek yakamdan. Malzeme temin edilir. Beyefendi laborant edasıyla malzemeyi alır ve başlar teste. Bendeki de ne rahatlık uzanmışım tv karşısına. Sonra baktım bu damlatıyor ses yok falan dedim kalkayım bir yanına.,
Ne oldu canım dondun galiba, hamile miyim yoksa.ahhaaaaaa
Bizimkinde ses yok. Dedim bakayım şu teste. Anaaa ikinci çizgi çıkmış birinci çıkmadan daha.
Canım testi ters tuttun sanırım bu çizgi önde olması gerekiyordu.
Tabi bende tansiyon o an 18-19 falan ki beyin kanaması geçiriyorum sandım:) bizimki ikinci çizgi lafını benden duyunca kendine geldi ayağa kalktı test elinde sarılıyor öpüyor. Dedim canım dur sakin ol ne olmuş şimdi test ne diyor sakın hamilesin deme hazır değilim. Hayırrr nolamazzzzzzzzzz

Bizimki beni bu durumda bırakıp telefonun başına koşmuş bile ilk iş annemi aramak. kimse inanmıyor.gidin kan testi yapın.ikinci adres babası ve ablası herkes telefonda ağlaşıyor.ben mi hala şoktayım)))
Neyse görümcem bizi çağırıyor birde gidelim hastanede testi yaptıralım. Orada da sonuç pozitif. Anlayacağınız anneler gününde anne olacağımı öğreniyorum.
Şimdi mi hala şoktayımmm:=)))))))

İşte hamileliği öğrendikten sonra, ki önceden başlamıştı benim bir uyku halim var sormayın. Başımı taşa koysam saniye geçmez uyuyabilecek durumdayım. Hal böyle olunca bilgisayar hak getire. İş yerinde uyku halim devam ettiğinden var olan işlerim bile zor yürüyor. Bu uyku hali ne zaman geçer ben ne zaman bu durumu kabul ederim ve ne zaman kendimi toparlayıp bomba gibin dönerim şimdilik bilemiyorum. Ama yok oluşlarımda bilin ki ya uykudayım ya başımda bir bela var:))))
Şimdilik bu kadar canımın içleri. Hüzün ve mutluluk iç içe bu sayfada yani hayatımızda. Ben şimdilik gidiyorum ama hep burada olmak için elimden geleni yapacağıma dair söz veriyorummmmmmmmö:))))

9 Mayıs 2008 Cuma

^^Sezen Aksu-1980^^

Müzik kutum uzun zamandır çalmıyor siz de farkındasınız değil mi? Malum olaylar gelişmeye başladığından beri müzikte dinleyemez oldum. Ama kendime geldiğimden beri çok sevdiğim müzikle beraberliğimize kaldığımız yerden devam ettim. İşte bu haşır neşirlik esnasında da sevgili biricik çok ama çok sevdiğim minik serçemin bu muhteşem yorumunu keşfettim. Ayy ben buldum ben buldum demeyeceğim tabii:)))) kaldı ki belki ben çok geç dinlemişimdir ve şarkıyı görenler aaaaa problemliye bak yeni dinliyor birde iyi bir halt işlemiş gibi çıkmış kasılıyor diyenler çıkabilir değil mi?

Ezginin günlüğünden dinlediğimde yahu ne güzel şarkı yapmışlar Eylem ablamda ne içli söylemiş deyip her dinlediğimde bir de salya sümük olmuşluğum var. Ama iş sezen aksu olunca sanki daha da bir farklılaşıyor şarkı yahu. Nasıl bir efsundur hatundaki anlayan bana da anlatsın. Eylem Atmaca’nın hakkını yiyemem o zaten apayrı bir ses harika bir yorum ama sezen aksu nun da sesi efsunlu ne yapayım ben şimdi. Hayır niye mevzuyu bu kadar uzatıyorum bilmiyorum. Hani yazasım var ya konuda bulmuşum uzatıp durayım mı diyorum ne diyorum yahu:)))))

Tamam toparlıyorum hemen ben. Şimdi ben bu şarkıyı çok seviyordum ya sezen aksu yorumuyla çok çok sever oldum. Dinlemek isteyen buyursun dinlesin arkadaşlar. Ben iki gündür tekrar dinlemekten bıkmadım. Dinledikçe dinlendim valla. Haydi yeter bu kadar sündürdüğüm. Öpüyorum sizi. Keyifli dinlemeler.








Söz: Hüsnü Arkan
Müzik: Nadir Göktürk
Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni
Gitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri
Gitme gitme el olursun sevdiğim incitir beni
Yokluğun ah yol yol olsa uzasa unutmam sen
iGitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri
Gitme gitme el olursun sevdiğim incitir beni
Akşam vakti sardı yine hüzünler
Kalbim yangın yeri gel kurtar beni senden
Akşam vakti dolaştım sokaklarda
Yırtık bir afiş seni gördüm duvarda
Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni
Yokluğun ah yol yol olsa uzasa unutmam seni
Gitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri
Gitme gitme el olursun sevdiğim incitir beni

8 Mayıs 2008 Perşembe

^^Döndüm Sanırım:))))^^

Uzun çok uzun bir boşluk oldu. İçimde ve sayfamda. İçim yanıp tutuştu iki satır yazıversem şuraya, sesim çıkmadı. Kelimeler öksüz kaldı. Ama her gün buradaydım içim bunaldıkça, kafam bulandıkça geldim her birinizin mekanında soluklandım. Yanımda olan varlığını hissettiren tüm dostlara minnettarım. Bir kez daha ne iyi etmişimde katılmışım bu tufana dedirttiniz. Başsağlığı dileyen herkese teşekkür ederim ve Allah size bu acıyı yaşatmasın diyorum.

Şöyle eğlenceli bol gülmeli yazılar yazacağım zamanlarda gelecek yavaş yavaş. Şimdilik böyle yavan yazılarla idare edeceksiniz:) elçinim sen seslenince tırsıyorum yahu ben:) ahanda diyorum bizimki yine sinir yaptı seslenip duruyor. Yazmasam beni parçalayacak ama ne yazık ki bu sefer gerçekten dermanım yoktu yazamadım. Ama geldim yavaş yavaş da olsa renksiz de olsam geldim. Bu arada sevgili arkadaşım mesecinam kuzusuna kavuşmuş. Prensesim gözlerini açmış dünyaya. Prensesim hoş geldin huzur sağlık başarı mutluluk yakanı bırakmasın kuzucuk. Canım arkadaşım yavrunu bağışlasın Allah. Hepinizi özledim ama öyle sözde değil. Gerçekten özledim yahuuu:)

Biz de yavaş yavaş toparlanmaya çalışıyoruz. Hayatın yüzümüze çarptığı tokatla sendeledik ama alışmaya çalışıyoruz. Ölüme nasıl alışılırsa:( ben kendimi bahçeye toprağa verdim. Ama öyle böyle değil saplantı halindeyim. Sokakta gördüğüm çiçekleri bende yok bundan deyip kökünden sökmeye kadar vardı yani durum vahim anlayacağınız.Ama avuç içi kadar olan balkonda adım atacak yer kalmadı. Dün de aynı kök sökme olayını yaptıktan sonra bizimki koptu artık:) hayır ben yapıyorum birde onu da yapmaya zorluyorum. Çok komik oluyoruz valla. Dün akşam görümcemden gelirken bana bir şey anlatıyor erkuşum. Tam kameraların yoğun olduğu yer. Benim göz ferfecir. Sevgili belediye yetkilileri yeni ne ekmiş diye aranmaktayım :) Tam kaldırımın yan tarafında horoz ibiğine benzeyen ama kadifemsi görüntülü bir çiçek gördüm. Bizimki de kendini kaptırmış anlatıyor. Etrafta insan, araba ve karşımızda kamera:) ben de şekil şu. Aaaa canım bu neymiş yahu ne ekmişler buraya dedim ve eğildim. Bizimkide çiçeği inceleyecem sandı garibim. Eğildim anaaa çok güzel yahu bu çiçek deyip bir tane çektim ve yürümeye devam ettim. Bizimki dondu kaldı orada ben yürüyorum:)))))))) döndüm hadi canım gelsene dedim bizimki başladı gülmeye bak dedi kamera var orda. Nerde canım dedim ve döndüm birde el salladım:=))) ya inanmıyorum sana diyor insan bir bakar gelen giden var mı bir de utanmadan el sallıyorsun kameraya diyor hiç yakışıyor mu sana J)) Gelip seni yakalarlarsa verecem adresini gönderecem hapise seni diyor. Bende gönder dedim hastaneden rapor alırım benim çiçek hastalığım var yahu saplantı oldu ne yapayım. Hem bunları belediyeden başka bir yerde görmedim. Görsem satın alırdım değil mi arkadaşlar:)))) Bunu yapmaya alıştın sen diyor. Gör bak yarın belediye adam dikecek buraya ve sen eğilip çekeceğin zaman ensenden yakalayıp götürecekler:))))) bende senin yaptığın gibi arkamı dönüp gidecem diyor:))))))
Ayyy neyse ne yahu.zaten onlar bizim paralarımızla ekiyorlar onları ne var beeeeee. Millet devleti soyup soğana çevirdi laf yok ben bir çiçek çalınca suçlu mu olacam. Yarından itibaren resimlere başlıyorum hiç merak etmeyin canlarım. Bak bulutlu başlayan konuşmamı, güneşli bir havada bitirdim. Yazdıkça yazdım yahu elçiiinnn geldim işte al buyur okuyacaksın hepsini. Kelime atlarsan gebertirim:))))))

Kızlar hepinizi ama hepinizi çok özledim. Tekrar çok teşekkür ederim varlığınız ve desteğiniz için. Öpüyorum sizi en sulusundan:=)))iğrencim değil mi?

19 Nisan 2008 Cumartesi

^^Acımız^^

Bir aydır umutla iyileşip çıkmasını beklediğimiz sevgili kayınvalidemi kaybettik. Acımız büyük. Annnemize allahtan rahmet ve bizlere sabır diliyorum. 15 nisan dan beri zaman durdu ve herşey anlamını yitirdi.

10 Nisan 2008 Perşembe

^^Bak Burda Kim var^^

Bu kadar uzun süredir yazmayınca kelimeler ellerime dolaşıyor, aklım karışıyor. Evet biliyorum çok çok uzun zaman oldu. Herkesin aklını bulandıracak, kötüyü düşündürecek kadar uzun zaman. Ama ölüm yok ayrılık yok Allah’a şükür. Bunlar yoksa kötü bir şey de yok değil mi?


Evet yazmadım uzun süre yazamadım. Dedim ya garip bir bulut var başımda. Yazmayı bırak düşünecek hal bırakmıyor ki. Aklımdasınız her birinize uğrayıp kokunuzu çekiyorum. Yorum bırakamıyorum ama dedim ya kelimelerim düğümlü ne zamandır. Çözülecek diye bekledim ki hala bekliyordum ama muhabbetim çiçeğimin endişeli mesajını görünce anladım ki hepinizin yüreğinde aynı korku var ve ses verme zamanı. Varsın kelimeler düğümlü olsun varsın saçmalayayım ama yazayım dedim. Belki yazdıkça açılırım değil mi?


Bu kadar zamanda neler oldu kısa kısa anlatmaya başlayayım. Kayınvalidemin hastanedeki tedavisi devam ediyor. Doktorlar süreç çok iyi demesine rağmen ilaçların etkisiyle dış görünüşündeki değişiklikler bizi endişelendiriyor. Bu salı gittiğimizde kendisini tanımakta zorlandım dersem anlarsınız sanırım. Haftalardır yemek yemediği için normal olduğunu söylüyorlar ama hepimiz üzgünüz ve endişeli. Ama umudumuzu yitirmiyoruz ve dua ediyoruz. Eşim cumartesi akşamları hastanede refakatçi olarak kaldığı için ben annemlerde kalıyorum.


Hafta içi iş ve temizlik tüm zamanımı alıyor. Ayrıca sanki yeni saat uygulamasına hala alışamamış gibiyiz:) Eve varınca bir yorgunluk çöküyor nereye sızıp kalacağımızı şaşıyoruz:)

Eee ne sıkıcı bir hayata bürünmüşsün demeyin sakın. en büyük keyfim olan bahçeyle haşır neşirim ne haber. Çiçekler balkona çıktı, yeni çiçekler alındı. Hiiiçççç öyle acele yok hepsi yavaş yavaş. Arada incik boncuk aldım kendime kolye küpe yapıverdim. Pazar günüde kendime hediye aldım. Uzun süreden beri okumak istediğim iki kitabı alıverdim kendime. Biri Zülfü Livaneli Leyla’nın Evi, diğeri Ahmet Ümit Beyoğlu Rapsodisi. Ne güzel hediye seçmişim kendime değil mi?


Evet insanın yakınında hastası olunca yaptığı her şeyde kendini suçlu hissediyor. O orda yatarken acılar içinde bizim yaptığımıza bak diye geçiyor aklımdan hep. O yüzden Erkuş’a hadi şunu yapalım şuraya gidelim diyemediğim için ki diyemem de kendime oyalanacak aklımı dağıtacak yollar arıyorum.


Ne çok yazdım yahu:) Şaştım kaldım kendime. Hala performansım yerinde değil gördüğünüz gibi. Elimden geldiğince yazacağım çünkü gerçekten iyi geldi yahu :) Terapi gibi oldu valla. En kısa zamanda her birinize uğrayıp öpücük konduracağım.


Güzel haberle ve keyifli yazılarla dönmek ümidiyle sevgiyle kalın:)))))))

28 Mart 2008 Cuma

^^Pijamalar^^

Bu pijamaların hepsine bayıldım arkadaşlar. Şunu istiyorum diyemeyceğim çok üzgünüm. Terlikleriyle takım yapmışlar bir de, şahane. Pijamalar victoria's secret imzalı ve siteden daha fazlasına ulşabilirsiniz. Canım sıkıldıkça geziyorum ben ne yapayım yahu:)

Hem şıklık hem rahatlık, ikisi bir arada ne güzel değil mi? Başka bir şeye gerek yok zaten. O zaman hayırlı olsun diyorum alıp giyecek olanlara:)

26 Mart 2008 Çarşamba

^^Kelime Oyunu-Hazırlık^^

Hazırlan kalbim, şimdi gitme vakti

Bırak tutunduğun dalı, gör kanayan yerlerini

Avutma kendini biraz daha diyerek,

Şimdi sarma zamanı yaralarını…

Harabeydim sen karşıma çıktığında. Enkazlar arasında, toz duman içinde öyle bakıyordum hayatın soluk ve korkunç yüzüne. Aşktan değil savaştan çıkmıştım. Her yanımda yaralar, kanayan yerlerime bakıp ağlıyordum. Aşk diyerek kendime yaptıklarıma inanamamıştın anlattığımda. Sonra enkazın arasından tutup ellerimi, çıkarmıştın aydınlığa. Silerek tüm geçmişin izlerini, başlamıştı yüreğim yeniden aşk hazırlıklarına. Ne oldu sonra?

Yanıldım, aldandım. Yenildim, azaldım, hırpalandım. Düştüm, kalkamadım. Yine yeniden.

Enkazın arasından almıştın beni ama sen yeni bir enkaz yarattın. Şimdi susuyorsam ve kesiyorsam kelimelerin dilini tam burada, sanma ki yok anlatacaklarımın daha fazlası. artık bir tek kalbim anlar beni. Ondan susmalarım.

Hazırlan kalbim şimdi gitme vakti.

^^Gülümseyin^^

EVLiLIGIN ILK HAFTASINDA:

Damat: Ah! Nihayet rüya gerçek oluyor!!

Gelin: Senden ayrılmamı ister misin?

Damat: Hayır! Bu lafı bir daha asla söyleme!

Gelin: Sen.. Bana aşıkmısın?

Damat: Taaaabiki.

Gelin: Beni terketmeyi düşünür müsün?

Damat: Tabiki hayır.

Gelin: Peki bana bir öpücük verir misin?

Damat: Evet hem yüzüne hem gözüne.

Gelin: Peki bana bir gün vuracakmısın?

Damat: Asla! Ben o tür erkeklerden değilim.

Gelin: Sana güvenebilir miyim?

Damat: Evet.

Gelin: AŞKIM.


EVLILIGIN YEDINCI SENESINDE:

[ lutfen YUKARIDAKI konusmayi asagidan yukariya dogru okuyunuz

25 Mart 2008 Salı

^^Ben Geldim^^

Arkadaşlarım, zorunlu aradan sonra yine buradayım ve inanın kendimi çok rahat hissediyorum. Bana msj bırakan, yorumlarıyla bana destek olan ve güç veren tüm arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Geçen pazartesinden başlayan hastane koşturmaca sı devam ediyor. Kayınvalidem hastalığının ne olduğunu bilmiyor. Gerçi o kadar kitap okuyan, tv izleyen kişinin kanser olmadığını hissetmemesi inandırıcı gelmiyor bana. Ama çok güçlü duruyor. Kemoterapinin dördüncü gününde olmasına rağmen dimdik ayakta. Vücuduna inat ayakta ki inşallah böyle devam eder. Doktorunun söylediğine göre bir haftalık kemoterapiden sonra bir hafta daha hastanede dinlenecek ve sonrasında eve çıkabilecek. Zaten en çok istediği de bu. Evine gidip saçlarını boyatmak ve yıkanmak. İnşallah hepsi olacak hayırlısıyla. Beni sorarsanız ayakta durmaya çalışıyorum. Olan olaylar, hastane süreci her şeyin arasında birde ortaya çıkan dengesiz insanlarla uğraşıyorum. Ama az kaldı biliyorum. İş yerinde olduğum zamanlarda hepinize uğradım ama yorumlarımı bırakamadım üzgünüm. Geldim artık buradayım ve hepinizin tek tek kapısını çalacağım hiç merak etmeyin anacığım:)

Bu arada kelime oyununu kaçırdım. Ama ebe sobeye yetiştim:) Sevgili Aylin beni ebelemiş. Harflerin bize neler çağrıştırdığını yazacağız sanırım. Doğru anlamış mıyım:) Ufak ufak başlayayım ozaman ben:)

A** Aşkkk kardeşim ille de aşk yani ne yapayım:)

B** Balık. Hem evdeki balıklarım sayko ve soyka hem de yediğim lezzetli balıklar geldi aklıma bu ne çelişki yarabbim.

C** Cennet Hayırrr Ferhat göçerin cennet şarkısı değil:) Şu öteki taraftaki sonsuz güzellikten bahsediyorum yahu.

Ç** Çiçek tabiî ki.

D** Deniz Onsuz asla

E** Erik Hayır aşermiyorum yaaa. Çok severim şöyle ekşi ekşi tuza batırıp yesek. Allahım ağzım sulandı susayım

F** Fatma Benim canım annem

G**Gemiler Nasıl hüzün kapladı bak içimi. Hayır gemici bir sevgilim olmadı ve ben onun

arkasından mendil sallamadım:)

Ğ** Bana bir şey anımsatmadı şekerim.

H**Hayat Ne kadar kısa ve ne garip değil mi?

I**Ispanak Çok seviyorum ne yapayım:)

İ**İstanbul aşık olduğum şehir. Ölürsem beni istanbula gömün diyorum kimse dinlemiyor. Sanırım masraftan kaçıyorlar:)

J**Jamaika Ne alaka?

K**Kalem İyi ki bulmuşlar valla. Kalem kağıt olmasaydı ne yapardım. Hala kağıda yazıp temize çekiyorum ben biliyor musunuz:)

L** Lale İki tane aldım kendime ama açmadılar ne yapayım seneye artık:)

M** Murathan Mungan Ah çok seviyorum onu okumayı. İçim sökülüyor.

N**Ne var en çok kullandığım iki kelime ne yapayım aklıma geliverdim:)

O**Olmak ya da olmamak Bugünlerde aklımda dolanıp duruyor.

Ö** Öksüz Bu harfi duyunca aklıma hep bu kelime gelir. Çok içim acır. Ne acıklı kelime.

P** Paris Görmeyi çok istiyorum

R**Rengarenk Bu kelimeyi duyunca içim kıpır kıpır oluyor. Seviyorum renkleri.

S**Adımın baş harfi Hayır benim adım Berfin değil üzgünüm bu gerçeği şimdi açıklamam

gerekiyor. Blogumun adı, berfin ismini çok sevdiğim için berfince.

Ş**Şeker Çok seviyorum şekerin her türünü.

T** Türkiye Güzel günler göreceğiz güneşli güzel günler. Hiç yitirmiyorum umudumu. Kendi çıkarları için ülkemi kaosa götürmekten çekinmeyen bu insanlar tarihe nefretle yazdıracaklar adlarını. Neyse siyaset yapmayalım lütfen.

U**Uçurtma Çocukluğumdan hatıra

Ü**Üzüm Olsa da yesek:) Hayır hamile değilim:)

V**Veda Bak işte söylerken bile içimin burkulduğu bir kelime daha. Zordur hem veda eden için hem de veda edilen için.

Y**Yatak Çok uykum var ve yorgunum.

Z**Zambak Çok istiyorum beyaz zambak almayı..

18 Mart 2008 Salı

^^Kötü Haber^^

Arkadaşlar uzun süreden beri blogumla ve sizlerle ilgilenemememin ne yazık ki kötü bir nedeni var. Kayınvalidem cumartesi fenalaşınca hastane koşturmacalarımız başladı. Kansızlık diye bildiğimiz hastalığın ne yazık ki AML yani lösemi olduğunu öğrendik. Bunu duyduktan sonra artık herşey değişti hayatımızda. Biliyorsunuz ocak ayındaki yazımda aramızdaki problemlerden ve benim konuşmama kararı almamdan bahsetmiştim. Ama artık herşeyi bir kenara bırakıp onunla ilgileniyorum. Çünkü doktor en başta morale ihtiyacı olduğunu söyledi ve yüzde yetmiş gibi yüksek bir iyileşme oranından bahsetti. Tek sıkıntımız kan tedariği. Çünkü kendisi Rh- ve bu grıptakilerden beyaz kan almamız gerekiyor. Ayrıca O Rh- kırmızı kana ihtiyacımız var. Olur ya Mersin'den birileri okur da bize yardımcı olmak ister diye buraya yazıyorum. Bu konuda yardımcı olabilecekler bana buradan ulaşabilir. Gerekirse telefon numarası veririm.
Dualarınızı eksik etmeyin. Uzun bir süre sizinle görüşemeyeceğim.
Sevgiler.

14 Mart 2008 Cuma

^^Zaman^^

Yine istemediğim halde uzun bir ara verdim dostlarım. Eteğimde çok taş biriktirdim hepsini dökmem gerek:) Ama işyerindeki ve evdeki yoğunluktan dolayı bir türlü kendimi veremedim sayfama. Beyim izine çıktığı için cumartesi başlayıp pazartesi sona eren ufak bir tatil kaçamağı yaptık. Detaylarını uzun uzun anlatacağım. Tatil dönüşü yorgunluk, işte ki yoğunluk derken eve gittiğimde pestili çıkmışlar gibi sadece uyuduğumdan, bilgisayar sadece iş aracı oldu. Ama işyerinde fırsat buldukça sizleri takip ettim. Şimdilik döndüm diyeyim ve yine bana gelen mailler arasında görüp beğendim şu harika saatleri size takdim edeyim:) Gerçekten çok şık görünüyorlar ve ilginç:) Ben en çok ayakkabı olanını sevdim. Sizde seçin beğenin:)

Hepinizi özledim, sevgiler.


8 Mart 2008 Cumartesi

^^Kadınlar Günü^^

KADIN...


Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde yatmak içindir.

Kimi der ki kadın
yeşil bir harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.

Kimi der ki ayalimdir.
boynumda taşıdığım vebalimdir.

Kimi der ki hamur yoğuran

Kimi der ki çocuk doğuran

Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal
O benim kollarım bacaklarım başım
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim
hayat arkadaşımdır.

Nazım Hikmet RAN

Dünya kadınlar gününüz kutlu olsun.

6 Mart 2008 Perşembe

^^Duvar^^

Yağmur yağıyordu, anki gökyüzü yağmurla yeryüzüne iniyordu. Islanmıştım,ama ne fark eder ki sana geliyorum değmez mi? İlk kez sen beni çağırmıştın her zamanki çay bahçesine. Bir aydır çektiğim sıkıntılar boşa çıkmıştı işte. Hareketlerinden beni artık eski kadar sevmediğini düşünmüş,günleri zehir gibi içmiştim. İşte çağırdın ya,beni bitti hepsi..

İşte oradasın, nefes almaya başladım yine. Yaşam, senin adın. Ben sen varken yaşıyorum sadece. Öyle olmasa sensizken de nefes alırım, sensizde dolaşır damarlarımda kanım.

Kafanı cama çevirmiş yağmuru izlerken öyle umarsız, gözlerini kırpıyorsun ya, her bir kirpik ok, ciğerime saplanıyor, sen bilmiyorsun. Usulca yaklaşıp omzuna dokundum, kafanı çevirdin, gözlerin ah o gözlerin, her bakış kurşun delip geçiyor yüreğimi, sen görmüyorsun.

Oturdum karşına, ellerini aradı gözlerim. Ellerin olmazsa ısınamaz ki buz tutmuş bedenim. Yok ellerin, saklanmış gibi. Ya gözlerin gözlerin neden masadaki nesnelerde geziyor. Ben buradayım karşında baksana bana, tutsana ellerimi. Titredi vücudum, kemiklerim sızladı, g özlerim renklerini kaybetti. Defalarca çınladı beynimde “bir şey var”.

“Konuş, anlat neler oluyor. At sırtındaki yükü, ezilme altında, kıyamam”

“Olmuyor. Bitsin. Ayrılalım” dedin. Bir silah gibi dayadın kelimeleri şakağıma. Ahhh çek tetiği, canım çok acıyor. Susuyorum, beynimin duvarına çarpıp paramparça oluyor kelimelerim. Ruhuma saplanıyor her bir parçası. Ruhumun derinliklerinde, en ücrasında yüreğimin, çınlıyor kelimeler. Yapma, yapamazsın. Sen benim elim ayağım, sen benim aldığım nefes. Sensiz nasıl yaşanır bilmiyorum ki ben. Gidemezsin, böyle bitiremezsin. Bu ömür sana harcanmışken, üstüme basıp geçemezsin. Ahhh beynimin duvarları yıkılın, yıkılın ki parçalanmasın kelimelerim, akıp gitsin ses olsun yare. Duvarlar, duvarlar yıkılın ki konuşayım.

Sustum. Sonra kaldırmadan başımı:

“Mutsuzluğumdan doğacaksa senin mutluluğun, razıyım tüm doğum sancılarına. Mutluluğum yoluna feda”

Kalktım. Geleceğimi, geçmişimi, ruhumu, yüreğimi yaktım ayaklarının ucunda. Sen görmedin…

4 Mart 2008 Salı

^^Çuha Çiçeği^^


Sevgililer gününde çiçekçinin önünden geçerken kendime aldığım hediyem çuha çiçeğim:) Üzerinden hiç çiçeği eksilmiyor maşallah:) İlk aldığımda küçük saksıdaydı. biraz kaldıktan sonra biraz daha büyüttüm saksıyı. Şimdi daha rahatlamş gibi.Etrafındaki kalın yapraklarının ortasında bir demet çiçek. Çiçekler üst üste açıyor. Toprağı kurudukça suluyorum. Ama netten okuduğum kadarıyla altlığında su kalmaması gerekiyormuş. .10 dereceye kadar soğuğa dayanabiliyormuş. Ama benim onu soğukta bırakmaya niyetim yok:) Oturma odamıza yerleştirdim. Ne olur ne olmaz gözümün önünde kalsın değil mi?
Tohumla yetiştirilebiliyormuş. Ama ben saksıda satın aldım. Hemde çok ucuza:) Çiçekçiye uğradığımda farklı renklerini de almayı düşünüyorum. Sizde evimde rengarenk açan bir bitkim olsun istiyorsanız çuha çiçeğini tavsiye ederim:) Pişman olmazsınız:)

2 Mart 2008 Pazar

^^Yalnızlık Paylaşılmaz^^

Şiir duvarına bu kez Özdemir Asaf'ın dizelerini yazacağım. İlk okumaya başladığüımda ümitsizliğe kapılmıştım. Birçok şiirini tekrar tekrar okumak zorunda kalmıştım. Çünkü okuduğum şaiirlerden çok farklı bir dili vardı. İtiraf ediyorumki bir çoğunu anlayamamıştım bile. Ama çeken bir yanı vardı şiirlerin. Anlamadıkça daha mı içine çekiyordu bilmiyorum. Anlatacağı duyguyu az kelimye sığdırıyordu buydu belki yabancı gelen. Sonra okudukça alıştım alıştıkça okudum. Şimdi kafam karıştığında özellikle yalınızlaştığımda kitaplığımdan alacaklarım arasında ilk sırada.
Hakkında daha fazla bilgi için önce biyografisini ve sonra da benim en çok sevdiğim şiirlerini ekledim. Ve en sevdiğim şiiri, sevdiğim adamn sesinden dinlemenin keyfinide sizlerle paylaşmadan olmaz..

***kaynak antoloji.com ve lavinya.net





Asıl adı Halit Özdemir Arun'dur. İlk ve ortaöğreniminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi'nde yaptı. 1942 yılında Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'nde, önce Hukuk Fakültesi'ne, sonra İktisat Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü'ne devam ettiyse de 1947'de yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. Bir süre sigorta prodüktörlüğü yaptı. 'Zaman' ve 'Tanin' gazetelerinde çevirmen olarak çalıştı.


İlk yazısı 1939'da 'Servetifünun-Uyanış' dergisinde çıktı. 1951'de Sanat Basımevi'ni kurarak matbaacılık yaşamına girdi. Kendi şiir kitaplarını bastı. 1955'te Yuvarlak Masa Yayınları'nı kurdu.


İkilikler ve dörtlüklerden oluşan ilk şiirlerinde yoğun bir söyleyiş özelliği göze çarpar. İnsan toplum ilişkilerine yönelik temaları konu edinerek düşündürücü bir şiir evreni kurmuştur. Duygu ve düşünce yoğunluğuyla birlikte, alay ve taşlama şiirine egemen olan öğelerdir. İnsan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel yanlarını sen ben ikileminde vermiştir. Çok kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son dönem şiirlerinde giderek yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine bırakmıştır.


Şiirin bir görüşü yansıtması, bir iletisinin olması düşüncesinden yola çıkmıştır. Yuvarlağın Köşeleri kitabında şiirin ve yazarın işlevi konusundaki görüşlerini dile getirmiştir. Batı şiiri ve geleneksel Türk şiirinden yararlanarak verdiği bileşim sanatını zenginleştirip geliştirmiştir.


Yaptları

Dünya Kaçtı Gözüme (1955)
Sen Sen Sen (1956)
Bir Kapı Önünde (1957)
Yuvarlağın Köşeleri (1961)
Yumuşaklıklar Değil (1962)
Nasılsın (1970)
Çiçekleri Yemeyin (1975)
Yalnızlık Paylaşılmaz (1978)
Bir Kapı Önünde (1982, toplu şiirleri 1, ölümünden sonra)
Yalnızlık Paylaşılmaz (1982, toplu şiirleri 2, ölümünden sonra)
Benden Sonra Mutluluk (1983, yayınlanmamış şiirleri, ölümünden sonra)

DENEME-ÖYKÜ:
Yuvarlağın Köşeleri 1 (Etika) (1961)
Yuvarlağın Köşeleri 2 (Etika) (1986)
Dün Yağmur Yağacak (Öykü) (1987)
Özdemir Asafça (Deneme) (1988)


Aşk AŞK

Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.

BEN DEĞİLDİM

Bir aksam-üstü pencerenden bakıyordun
Ağır ağır, yollara inen karanlığa.
Bana benzeyen biri geçti evinin önünden.
Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya..
O geçen ben değildim.

Bir gece, yatağında uyuyordun..
Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya.
Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan,
Ve karanlıklar içindeydi odan...
Seni gören ben değildim.

Ben çok uzaktaydım o zaman,
Gözlerin kavuştu ağlamaya, sebebsiz ağlamaya.
Artık beni düşünmeye başladığından
Bıraktın kendini aşk içinde yaşamaya..
Bunu bilen ben değildim.


Bir kitap okuyordun dalgın..
İçinde insanlar seviyor, ya da ölüyorlardı.
Genç bir adamı öldürdüler romanda.
Korktun, bütün yininle ağlamaya başladın..
O ölen ben değildim..


Çizgi ÇİZGİ

Kendimi sileceksem, bilirim sende varım.
Senin ben yarısıyla seni ben tamamlarım.
Seni sende bütünler, sana sende inanır,
Seni sende silerim, seni bende yazarım.

ÇİZİK

Geleceğim, bekle dedi, gitti..
Ben beklemedim, o da gelmedi.
Ölüm gibi bir şey oldu..
Ama kimse ölmedi.





ÖZLEM

Bir gece,
Gecede bir uyku..
Uykunun içinde ben..
Uyuyorum,
Uykudayım,
Yanımda sen.

Uykumun içinde bir rüya,
Rüyamda bir gece,
Gecede ben..
Bir yere gidiyorum,
Delice..
Aklımda sen.

Ben seni seviyorum,
Gizlice..
El-pençe duruyorum,
Yüzüne bakıyorum,
Söylemeden,
Tek hece.

Seni yitiriyorum
Çok karanlık bir anda..
Birden uyanıyorum,
Bakıyorum aydınlık;
Uyuyorsun yanımda.
Güzelce..


Seni Saklayacağım

Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.

Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.

Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.

Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.

Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.

Bir gün, tam anlatmaya..
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım..
Anlayacaksın.

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan..
Dışından anlaşılmaz.

Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.

Bir düşün'de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Özdemir Asaf


Lavinia

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.



27 Şubat 2008 Çarşamba

^^Kelime Oyunu-Bahar^^


O beni bir bahar akşamı terk edip gitti

Ne o geri geldi, ne bu ömür bitti


Eski taş plaktan süzülen Zeki Müren sesi eşliğinde mis gibi bahar havasını çekti içine. Elindeki kaleme ve kucağındaki kağıda bakarken, ayrılık bahara hiç yakışmıyor diye söylendi. Bahar kelimesini geçtiği yerde hüzün, ayrılık, terk ediliş olmamalı diye geçirdi içinden. Bir yazı yazmalıydı içinde baharları, cemreleri e olursa bir de çileği barındıran. Peki ayrılık yakışmıyorsa bu sözcüklerin yanına neden di bu fondaki parça.

Kardeşim içinde bahar kelimesi var ya dedi içsesi. Gülümsedi iç sesiyle konuşurken ve ona fazla kulak asmadan iki satırda olsa bir şeyler yazayım dedi. Aldı yeniden kalemi eline ve karaladı iki satır:

Bahardı ya da bahar olmalıydı seni ilk gördüğüm. Yoksa öyle kokar mıydı limon çiçekleri, öyle sakin durur muydu deniz, kuşlar kalır mıydı bu kadar gökyüzünde. Ya kalbim vurur muydu kendini göğsümün duvarına böyle hızlıca.

Evet evet bahardı cemreler düşerken, toprak uyanırken, sular durulurken görmüştüm seni.

Sen ömrümün baharı, sen dudağımdaki çilek tadı, iyi ki görmüşüm, iyi ki sevmişim seni.


****İki satırda olsa katılmasam olmazdı bu oyuna. Ve tabiki fondaki müziği size dinletmedende olmazdı:) Zeki Müren seviyorsunuzdur umarım.



26 Şubat 2008 Salı

^^Serdar Keskin^^

Uzun zamandır sizlere dinletmek istediğim bir müzisyen vardı. Kendisi ile üniversite yıllarında— Allah’ım her şeyi de bu yıllarda yapmışım yahu—bir arkadaşım sayesinde tanışmıştım. İlk kişisel çalışması Iraksamlar’ da benim için özel iki parça vardı ki bir tanesini sizlere dinletebileceğim, diğer parçası Kaçış kendi web sitesinde var mutlaka dinleyin derim. Ayrıca kendi sitesinde daha birçok parçasını dinleyebilirsiniz.

Serdar Keskin uzun süre çok iyi gruplarla çalışmış ve gerçekten kendi albümlerinde çok başarılı işlere imza atmıştır. En azından ben kendi adıma bıkmadan dinleyebiliyorum ve onu dinlerken ruhumun dinlendiğini hissediyorum. Gürültülü müziklere , anlamsız sözlere tahammül edemediğim ve hatta müzik konusunda geri kafalı:) olduğumu düşününce Serdar’ı ve bu tarz alternatif müzik yapan kişileri sevmem anormal değil zatenJ Serdar Keskin’i Hürriyette ki köşe yazısı çok iyi anlatmış. Bu sebeple önce köşe yazısını ve sonra da kimdir bu adam diyenler için biyografisini ekledim:)Önce bir tanışalım değil mi?

-------------------------------------------------------------------------------------------

HURRİYET GAZETESİ

Zaman zaman sizlere Onerdigim ''siradisi albumler'' listeme son gunlerde
yeni bir isim eklendi. Serdar Keskin ve ''iraksamalar'' isimli calismasi.
Gercekten farkli bir seyler dinlemek istiyorsaniz bu albumu kacirmayin derim.
Muzik kalitesinin yani sira sarkilarla olusan oykusuyle ilginc bir album ''iraksamalar''.
Akustik soundu ve sade enstrumantasyonuyla goze carpan albumde abartmayay--m,
ama 10 parcadan en az sekizi ''bingo''. Y--llard--r muzigin icinde olan Keskin,
saniyorum bu calismasiyla ideallerinden birini gerçeklestirdi. Eh, bizim icin
de fena olmadi yani, cünkü Keskin liriklerinde cogu zaman unuttugumuz ''ideallerimizi''
hatirlatiyor. Kendisinin de dedigi gibi ''... Seni ararken kendimi buldum...
Yürüyecek yolu buldum..., Yolculugun uzunlugunu, irakligini farkettim ve yollarin
hep birbirine mecbur oldugunu...''. Keskin'in sade, samimi bir bicimde ele aldigi
ve benim olaganüstü buldugum ''Denklem Tiryakileri'', ''Bir Yanimiz Hep Yarim'',
''Kacis'', ''Bir sans Tani Kendine'', ''Hayat Bilgisi'' gibi sarkilara bakarsaniz,
haksiz olmadigimi goreceksiniz.

----------------------------------------------------------------------------------------------

SERDAR KESKİN

1967 yilinda Mersinin Anamur ilçesinde dogdu. 1973 yilinda Finike Halk Egitim merkezinde iki sene mandolin egitimi aldi.Ortaokul yillarinda müzik derslerinde baglama çalmayi ögrendi.

1985 yilinda Istanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine girdi..Grubun ilk albümü olan Siyrilip Gelenin yayinlanmasindan hemen sonra 1987 yilinda Grup Yorum kadrosuna dahil oldu.1988 de yayinlanan Berivan- Haziranda Ölmek Zor, 1989da Türkülerle Grup Yorum,1990 yilinda Gün Gelir-Cemo albümlerinde gitarda ve vokalde yeralir.

Gruptan ayrildiktan bir sure sonra 1992 yilinda Grup Yorumun eski üyelerinden Metin Kahraman ve Gülbahar Uluer ile yollari yeniden kesisir. Gülbaharin Seher Yeli-Desmal albümünü hep beraber gerçeklestirirler.1993de Gülbaharin ikinci albümü Dönülmeyen Gitmeler isimli projesinde yeralir. 1994 yilinda Deniz Koydum Adini albümünde Metin- Kemal Kahraman ile baslayan yol arkadasligi günümüze kadar sürmektedir. Bu süreç içerisinde 1998de ilk solo albümü Iraksamalari , 2003 yilinda da ikinci solo albümü Leyl I yayinlayan müzisyen üçüncü albümünün hazirliklarini sürdürmektedir. Ayrica 2003 yilinda müzisyen Mehmet Atlinin Jahr isimli albümünün düzenleme ve kayitlarinda da yeralmistir. Müzisyen ayrica Zeki Demirkubuzün C Blok isimli filminin müziklerine de imzasini atmistir. 1995-1996 yillarinda Irlandali Kelt müzigi yapan grup Earth Union ile konser çalismalarinda yeraldi. 1997 yilinda Ada Müzik tarafindan birçok müzisyeni biraraya getiren Kent Ozanlari isimli projede Vize isimli sarkisiyla yeraldi.

-------------------------------------------------------------------------------------------------

Gördüğünüz gibi birçok iyi isimle çalışmış Serdar Keskin. Ama beni etkileyen onun iyi müzisyenlerle çalışması değil tabi ki. Sesiyle ve gitarıyla insanın kanına işlemesi asıl beni etkileyen. Eeee bu kadar övdüğüm ve beğendiğim bir müzisyeni sizlere dinletmeden olur mu? Umarım siz de benim kadar keyif alırsınız. Bu arada aşağıda en sevdiğim parçası Kaçış’ın sözleri var. Ve sonrasında İyi Bak Kendine şarkısı ve şarkı sözleri. Keyifli okumalar ve dinlemeler.

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

KAÇIŞ
 
Kapat gözlerini balığım üzülme sen
Bir gün elbet kurtulacağız cam çeperlerden
 
Gülüş güzel gök mavi desem anlar mısın?
Ben ağlasam haykırsam göğe, duyacak mısın?
 
Zaman geldi mekan değil ertele sabret
Balığım hiç dinmesin aşkın bir deniz hayal et
 Söz-müzik: ışıl erdal
Düzenleme:serdar keskin

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

İYİ BAK KENDİNE

Bir radyo istasyonuydu o gece,herşeyi çağrıştıran
Bir tren istasyonuydu adeta
Nereye gittiği,nereye vardığı
Belli olmayan. .

Bu alametlerde neyin nesi?
Kıyamet alametleri gibi sanki hepsi
Başlangıç mı son mu bu bilemediğim?..
Sende bilirsin ya yazamam bu dünyayı
Dolanır dilim
Ama anlarsın bilirim

İyi bak kendine
İyi bak bana
İyi bak sevgilim iyi bak kendine

Söz: Serdar Keskin
Müzik: Serdar Keskin



24 Şubat 2008 Pazar

^^Büyük Rahatlık^^

arkadaşlar bu bantların her rengini yapmışlar. Ben çok beğendim ve çok büyük rahatlık olduğunu düşündüm. Ben en çok göz makyajım için zaman harcarım. Ama bu bantlardan olsa yapıştır çek makyaj hazır. Bu bantlardan gören duyan olursa blog kardeşliği adına haber versin:)))
...canımgrubum...

^^Paspas mı?^^

Bu paspaslara bayıldım arkadaşlar. O kadar gerçek duruyor ki özellikle beyaz olanı. Gördüm beğendim, daha ne diyeyim.
...resim canımgrubumdan...

22 Şubat 2008 Cuma

^^Menekşe^^


Küçücük yeşil bir bitki alıyorsunuz ve pencerenin önüne bırakıyorsunuz. Soğuk, yağmur ve ayaz demeden bu bitki böyle şahane bir görüntüye bürünüyor. Ne dersiniz?

Ben şahane diyorum. Menekşelerim kendilerini buldu ya da yerlerini sevdi diyeyim. Şimdilik bordo olan böyle coştu:)) sarı ve mor menekşem de böyle coştuğunda burada yerlerini alacaklar. Kış ayı bahçede durgunluk vardı ama son aldığım çiçeklerim ve evdekilerin böyle sürprizleriyle hareket başladı. Tabiki bu hareketlilik size de yansyacak. Sırayla değil mi?

20 Şubat 2008 Çarşamba

"Ayna "



Yaprak olup dökülüyorum şimdi yalnızlığın bahçesine. Üstüme basıp geçerken yıllar,duyulan cılız bir yaprak hışırtısı. Ellerimde karalar, yüreğimi siyaha boyuyorum yokluğunda. Aynalara soruyorum yüzümü. Gözlerine alışık yüzümün yansıması, aynada göstermiyor kendini. Gözlerini arıyorum, gözlerin hani?

Karmaşık, kopuk, anlamsız, berbat, çürük kokulu cümleler geliyor dilimin ucuna. Dilimin kemiği oluyor yokluğunda. Susuyor, konuşamıyorum. Sesinin duvarına çarpmayan sesimin karşılığının olmadığını hatırlıyorum. Sesini arıyorum, sesin hani?

Yaralarım sızlıyor sonra. Sensiz günlerde tenimde açan yaralarım kanıyor. Saramıyorum yokluğunda. Ellerini arıyorum, ellerin hani?

Ve yüzümü göstermeyen aynalara, dilimin kemiğine, yüreğimin siyahına, kanayan yaralarıma inat, seni arıyorum. Varlığın hani?

****kelime oyunumuzun yeni kelimesi "ayna"... Bu sefer iki yazı yazdım.aslında asıl yazdığım bu değildi. Bunu sonradan yazdım ama nedense bunu önce ekledim. Bu arada ayna deyince aklıma feridun düzağaç "cumaartesi geldi" ya da bu yazı yüzünden geldi bilmiyorum. Onu da eklemeden edemedim...

***************************************
Bakışların gittiğin yerden uzak
Yoksa gelirdim
'Sensiz anlamsızlığımı anladım, dön v.s.' demek için

Bugün burda cumartesi,
Ben senin saçlarını, suçlar bakışlarını
Geveze susuşlarını bile özledim

Ayrılık bu söyle sende farklı mı zaman?
Aynı soğuk.. Aynı hazan

Bugün orda da Cumartesi mi
Sen de beni, 'benim kadar' özledin mi
'Aynalardan kaçarken özlenmeyi beklemek'
Ne kadar acı, ne kadar komik
..Ve bana ait değil mi?
Gülme!
İncinirim


18 Şubat 2008 Pazartesi

"Uzanmışım Kumsala"

Biliyorum Berfince'yi ziyaret eden kişiler bu kız kafayı mı yedi diye içlerinden geçirmişlerdir. Hava soğuk,her yer kar altında kız gitmiş bikinili hatun fotosu koymuş ortaya diyorsunuz. Ne yapayım kardeşim yapamıyorum diye hayalde mi edemezmiyim ediyorum valla.

Kendimi kumsalda şezlonga uzanmış olarak hayal ediyorum.ogghhh içim ısınıyor düşününce bile. Hatta arada abartıp" uzanmışım kumsala,güneş damlar içime "diye de şarkı tuturuyorum ne olmuş yani. Öyle uzaklarda ,bilmem ne adalarında olmamda gerekmiyor. Güzel memleketimin herhangi bir kıyısında şemsiyemin altında, sıcacık sıcacık oturabilirim. Mümkünse elimde sevdiğim bir yazarın kitabı, dalga sesleri, arada soğuk bir içecek. Aklama kadar burdayım ben ellemeyin lütfen. Yok öyle rüydan uyandırmak dokunmayın günahtır garibana:)))

Dondum kardeşim ya. Yağmur desen yok Kar desen hayatımda görmüşlüğüm yok. Gerçi yalan olmasın karsambaç yerken gördüm:)) Yani öyle ortada ayy ne güzel deyip sevineceğim bir hava olayıda yok. Kuru ayaz kardeşim sadece, elim yüzüm kurum kurum kurudu:)) Türkçemize ne güzel kelimeler ekliyorum değil mi??

Hal böyle olunca içim kıpır kıpır oldu bu şablonu görünce. Hovardanın düşkünü, beyaz giyer kış günü misali ekledim şablonu ve geçtim karşına ekranın başladım şarkımı söylemeye..

uzanmışımmm kumsalaaaa
güneşş damlarrrr içiiimeeeee
kurumuş dudaklarımdaaa unutulmuş bir besteee
yaşıyorum ahesteeeeee


ooooooo oooooooo hadi bakalım hep birlikte kızlar. Kışın soğuğu dondurmasın içimizi. Kendimize gelelim lütfen. Birazcık da olsa içimiz ısınsın bu şablon ve şarkıyla. Bir de şarkı eklyeyim ben size. Hadi bakalım. Hep birlikte söylüyoruz.

uzanmışımmm kumsalaaaaaa....:)))))))


14 Şubat 2008 Perşembe

"Aşksız Şiir, Şiirsiz AŞk Olmaz"

Sonunda beklenen gün geldi:) Tüm sevgililerin, karşılıksız sevenlerin, terkedilip hala sevenlerin, terkedip sevenlerin, ayrılıp unutamayan ve sevenlerin kısacası ilişkinin şekli ne olursa olsun yüreğinde aşkı sevgiyi hissedenlerin sevgi günü kutlu olsun. Bugünü sadece aşıklar günü olarak görmediğim için herkese seslendim:)
Evet malum gün geldi ama ben hala o moda girebilmiş değilim. İnanmıyorum kendime ben bukadar ruhsuz ve romantiksiz olabilirmiyim:)---romantiksiz yeni kelimem nasıl buldunuz:))--- Ama ne bileyim mecburiyetten hoşlanmıyorum sanki:) Yeni mi demeyin hep böyleydim ben.

Ama yinede bu günün büyüsünü bozmak, heyecanı olan ve bu yazıyı okuyacak kişilerin "hay içine etti günümüzün nerden uğradım buraya "demesini istemiyorum anacığım. Ben en iyisi yorum yapmadan aşksız şiir, şiirsiz aşk olmaz diyorum ve sizleri Nazım Hikmet Ran'ın güzel şiirleriyle başbaşa bırakıyorum. A$k dolu şiirlerden birini eşinize ezberleyip akşam okusanız çok hoş olur. Olmaz mı?
Yine Yeniden SEVGİLİLER GÜNÜNÜZ kutlu olsun. Aşksız Sevgisiz kalmasın yüreğiniz.





SEVİYORUM SENİ

Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi
Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.
-------------------------------------------------------
-------------------------------------------------------

YUMDUM GÖZLERİMİ

Yumdum gözlerimi
Karanlıkta sen varsın
Karanlıkta sırtüstü yatıyorsun
Karanlıkta bir altın üçgendir alnın ve bileklerin

Yumulu göz kapaklarımın içindesin sevdiceğim
Yumulu göz kapaklarımın içinde şarkılar
Şimdi orda herşey seninle başlıyor
Şimdi orda hiçbir şey yok senden önceme ait
Ve sana ait olmayan

********************************************************
********************************************************



GÖZLERİNE BAKARKEN

Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde
kayboluyorum...
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin:

sırrını her gün bir parça veren
fakat hiç bir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...

//////////////////////////////////////////////////////
//////////////////////////////////////////////////////


SEN BENİM SARHOŞLUĞUMSUN

Sen benim sarhoşluğumsun
ne ayıldım
ne ayılabilirim
ne ayılmak isterim
başım ağır
dizlerim parçalanmış
üstüm başım çamur içinde
yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails